Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

SriLanka İzlenimleri

Editör

24-09-2016

SriLanka İzlenimleri
Bu yıl İnsan Vakfı vesilesiyle ikinci kez yurt dışına çıkmış oldum.  Şubat tatilinde İnsan Vakfı Umre Organizasyonuna katılarak kutsal toprakları ziyaret etmiştik. Bu kurban bayramında ise İnsan Vakfı Kurban Organizasyonunda görev alarak SriLanka’ya gitme imkânına sahip oldum. SriLanka yolculuğu için Hafız Ahmet TÜRKBEN hocam telefonla arayıp kendisine refik olmamı istediği zaman çok sevindim. 90’lı yıllarda üniversitelerde okuyan Müslüman Gençliğe yapmış olduğu güzel örnekliği mümtaz hayatıyla sürdüren Hafız Ahmet TÜRKBEN hocamıza eşlik etmek benim için çok kıymetli bir şeydi.

Ahmet ağabeyle telefonda konuştuktan sonra Afganistan’a yetimhane açmak için gittiği kutlu seferde aramızdan ayrılan Bahattin YILDIZ ağabeyin sözlerini düşündüm.  “Bu gün dünyaya merhamet elimiz uzanıyor. İnşallah gelecekte adalet elimiz de ulaşacak.” SriLanka yolculuğu ile merhamet elimizi orada bulunan ihtiyaç sahiplerine götürecektik. Gün gelecek adalet elimiz de yeryüzünde ki mazlumlara uzanacak zalimlerin zulmüne engel olacak. Rabbim, cümlemize bu ideale sahip çıkma gücü ve çalışma azmi versin.



Srilanka’ya gidiş öncesi yıllar önce altı kur devam ettiğim küllenen İngilizcemi yeniden harlandırmak için yoğun gayret gösterdim. Yaklaşık bir ay içinde yabancı bir ülkede kendini ifade edecek ve sorun çözecek kadar akıcı İngilizce konuşma becerisine ulaştım. Bu konuda kıymetli vakitlerini ayırarak benimle ingilizce pratik yapan kardeşlerime teşekkürü bir borç bilirim. 

Biz Müslümanız bütün dünya bizimdir.
SriLanka Hindistanın 31 km güneyinde Hint Okyanusunda bulunan bir ada ülkesi. 21 milyon nüfusa sahip %70’i Budist olan ülkede %10 Hindu bulunuyor. Bazı bölgelerde yoğun olarak yaşayan Müslümanların oranı ise sadece %8. Kurban bayramından iki gün önce gereken tüm hazırlıkları tamamlayarak yola çıktık. 12 saat süren yolculuk sonunda arefe günü başkent Colombo’ya vardık. Hava limanında Türkiye’den gelen bütün kuruluşlara partnerlik yapan Serendip Derneğinin yetkilileri tarafından karşılandık. Bize tahsis edilen rehber ve araçla birlikte kurbanları keseceğimiz Tirincomane’ye doğru yola çıktık. Yaklaşık 9 saat süren şehirlerarası yolculuğumuz sırasında yolların tek şeritli olduğuna şahitlik ettik. Yemyeşil bitki örtüsü, bereketli yağmurların gürleştirdiği geniş yapraklı gümrah ağaçların eşliğinde süren yolculuğumuz bittiğinde gece yarısını çoktan geçmişti.

Apar topar yerleştiğimiz otelimizde pek fazla uyku uyumadan sabah namazına kalktık ve bayram namazını eda etmek için Müslümanların yaşadığı bölgede bulunan bir camiye doğru yola koyulduk. Bayram namazı için vardığımız camide ten rengimizin ve üzerimizdeki kıyafetlerin farklı olmasından dolayı tüm cemaatin gözleri üzerimizdeydi. Bize bakan meraklı gözlere karşı gösterdiğimiz tebessüm, dili ve rengi farklı Müslümanların bir araya gelmesinden duyduğumuz mutluluğun ifadesiydi. Binlerce kilometre uzaktan gelerek aynı mekânda secdeye gidecek oluşumuz ümmet olma bilincimizi perçinliyordu. Dünyanın farklı bir kıtasında Müslümanlarla bir arada olmamız bana Muhammed İKBAL’in şu mısralarını hatırlattı. “Çin bizim, Hicaz bizim, Hindistan bizimdir. Biz Müslümanız bütün dünya bizimdir.”



Türkiye'nin köylerinden bile 30 yıl geride hayat yaşanıyor.
Bayram namazı sonrası cami içinde yapılan bayramlaşma merasimine biz de katıldık. Daha sonra Türkiye’den vekâletlerini aldığımız kurbanların kesilmesi için bize gösterilen yere doğru yola çıktık. Bizi kurban kesim alanına götüren arabanın camından etrafı izlerken zihnimizde SriLanka hakkında bulunan sorular cevap bulmaya başladı. Başkent Colombo çok düzenli olmasa da bir şehir kültürüne sahip, insanların refah seviyesinin kısmen iyi olduğu bir yerdi. Ancak başkent Colombo’dan ülkenin içlerine ilerledikçe ülkenin ne kadar fakir olduğunu görebiliyorduk. Buralar yollarıyla, evleriyle ve yaşam tarzlarıyla Türkiye’nin köylerinden bile en az 30 yıl geride bir hayat yaşıyordu. Yol boyunca hemen hemen her köşe başında gördüğümüz küçüklü büyüklü Buda heykelleri büyük çoğunluğu putperest olan bir ülkede bulunduğumuzu vurguluyordu. Kimi zaman toprak, kimi zaman küçüklü büyüklü hendeklerden oluşan yamalı asfalt, dar yollardan geçerek kurban kesim alanına ulaştık.



İlk gün 41 kurbanın kesimini ancak tamamlayabildik.
Kurban kesim yeri el yordamıyla hazırlanmış, herhangi bir araç gerecin olmadığı, tamamen insan gücüyle iş görülecek şekilde dizayn edilmişti. İlk 17 kurbanı öğleye kadar kestikten sonra öğle namazını kılmak için kasaba içinde bulunan bir mescide gittik. Yoğun olarak kurban kestiğimiz bu alanın dışında birkaç yere daha giderek oralarda da kurban kesiminde bulunduk. Gün içinde kurban kesim yerleri arasında gidip gelirken kurbanların ikişer kiloluk paketler halinde dağıtıldığı camilere uğrayarak pay dağıtımına biz de iştirak ettik. Bayramın birinci günü bize verilen tüm vekâletlere ait kurbanları kesme telaşıyla geçti. Gün sona erip hava kararmaya başladığı zaman 41 adet kurbanın kesimini ancak tamamlayabildik. Geriye kalan 9 kurbanın kesimini bir sonraki güne bırakarak kaldığımız otele geri döndük.



Hint Okyanusu kadar derin...
Ertesi sabah kalan diğer kurbanları da keserek bize verilen sorumluluğu başarıyla yerine getirmenin huzurunu yaşadık. 7’şer kişilik gruplar halinde vekâletleri okunarak kesilen her hayvanın videolarını çekerek kesilen kurbanlara ait bilgileri İnsan Vakfı genel merkezine bildirdik. Kesim esnasında çekmiş olduğumuz görüntüler her bir bağışçıya gönderilerek gönüllerin mutmain olması sağlanacak. Kurban kesim işlemi tamamlandıktan sonra bayramın ikinci günü öğleden sonra Tirincomane’den ayrıldık. Çok vaktimiz olmasa da otelden ayrılmadan önce Hint Okyanusunun uçsuz bucaksız sularına kısa süreliğine girme fırsatımız oldu. Hint Okyanusunun önünde uzayıp giden ince kum sahile vardığımızda Ahmet Abinin dudaklarından dökülen kelimeler yıllar önce ezberlediğim Erdem BEYAZIT şiirinin mısralarından başka şey değildi. “….Örneğin Hint Okyanusu gibi derin. İsyanın kapkara sularına dalan…”



Zenginlik içinde fakirlik çeken bir ülke.
Trincomane’den SriLanka’nın meşhur şehirlerinden Kandy şehrine doğru yola çıktık. Kandy’e vardığımızda hava kararmıştı. Bir gün sonra buluşmak üzere rehberimizden ayrılarak otelimize yerleştik. Otelin penceresinden dışarı baktığımda büyük bir nehir hemen otelin önünden geçiyor ve çağıldayan sesiyle şehre büyü katıyordu. Nehrin kıyılarından başlayarak yukarı doğru tırmanan yemyeşil ve uzun ağaçlar bulunduğumuz şehrin güzelliğini anlatıyordu. SriLanka çok güzel bir ülke. Yağmur ormanları, pirinç tarlaları, muz ağaçları, bambu ağaçları, Hindistan cevizi ağaçları, ananas ağaçları ve palmiyeler bizim aşikâr görebildiğimiz şeylerdi. Bu kadar doğa zenginliğinin bulunduğu ülkenin neden fakir bir yaşam sürdüğüne anlam veremedik.

Okyanus ortasında bulunan bir ülkede balıkçılık bile ülkenin zenginleşmesi için yeterli olmalı diye düşündük. Bu kadar çok ağaç ve ormanın bulunduğu ülkede kurulacak mobilya endüstrisi ülkeye ciddi bir gelir getirebilirdi. Ancak ülkenin ilk olarak Hollandalılar daha sonra da İngilizler tarafından uzun süre sömürge altında kaldığını öğrendiğimizde ülkenin geri kalmışlığının sebebini anlayabildik. Sömürgeciler gittikleri yerlerin zenginliklerini sömürürken orada bulunan insanların zihinlerini dumura uğratıyorlardı. Sömürgeciler bırakıp gittikten yıllar sonra bile insanlar kendi ayakları üstünde duracak enerjiyi ve devinimi bulamıyor yine sömürgecilere bağlı yaşıyorlardı.



Kandy şehri aklımızda kaldı.
Kurban bayramının üçüncü gününü Kandy şehrinde karşıladık. Sabah kahvaltısının ardından rehberimiz ve şoförümüzle yola koyulduk. Biz şehir turu yapacağımızı düşünürken Colombo’ya doğru gitmekte olduğumuzu biraz geç fark ettik. Rehberimizin sorumsuzluğu ve bizim dikkatsizliğimiz nedeniyle Kandy’de bulunan güzel gölü ve Hz. Adem’in dünyaya ilk indiği kabul edilen dağı göremedik.



Bütün çocuklar aynı dili konuşuyor.
Kandy Colombo yolu üzerinde bulunan Cemaati İslamiye’ye ait bir yetimhaneyi ziyaret ettik. Yetimhanede yatılı olarak kalan öğrencilere İslami eğitim veriliyordu. Kurban tatili olması hasebiyle yetimhanede öğrenci bulunmuyordu. Ancak yetimhanenin bir bölümünde İHH tarafından inşa edilen özel eğitim okulunun öğrencileri ve öğretmenlerinin bayramlarını tebrik ettik. İstanbul’dan getirdiğimiz hediyeleri çocuklara dağıttık. Burada geçirdiğimiz iki saat bizi gerçekten çok sevindirdi. Hediyeleri dağıtırken çocukların gözlerindeki sevinci görmek kalbimize huzur verdi.

Dünyadaki bütün çocukların aynı dili konuştuğunu bizzat anlamak, SriLanka'lı çocukların kalbine dokunup, yüzlerini güldürmek de varmış nasipte. Yetimhane idarecilerinden Muhammed Münir’le hasbihal ederken kendisinin yıllar önce Pakistan’da üniversite okuduğunu öğrendik. Muhmmed Münir, o dönemlerde üniversitede kendisiyle birlikte okuyan Türk arkadaşlarının olduğunu söyledi. Ömer Faruk KORKMAZ ve Mahmut OSMANOĞLU isimlerini duyunca Muhammed Münir Hocanın yıllar önce bizim abilerimizle aynı üniversitede okuduğunu anladık. Muhammed Munir Hocanın selamını alarak Ömer Faruk KORKMAZ ve Mahmut OSMANOĞLU abiye iletme sözüyle yetimhaneden ayrıldık.



Elhamdülillah Müslümanım demenin anlamını kavradık.
Başkent Colombo’ya geldiğimizde henüz hava kararmamıştı. Şoförümüz bizi yakınlarda bulunan bir Hindu tapınağına götürmeyi teklif etti. Biz de kabul ettik. Akşamüstü vardığımız Hindu tapınağında ayin yapılıyordu. Hindu tapınağının içinde gördüğümüz manzaralar bize Elhamdülillah Müslümanım demenin gerçek anlamını öğretti. Allah’ın bizlere verdiği iman nimetinin en büyük nimet olduğunu binlerce km uzakta anlamış olduk. Kur’an-ı Kerim’de anlatılan insanoğlunun putlara tapma yönünü bizzat gördük.

Günümüzde bile insanlar kendi elleriyle yaptıkları binlerce heykele tazim gösteriyor, önlerinde saygıyla eğiliyorlar. Ayin sırasında bir taht üzerine oturtulmuş buzağının insanların omuzları üzerinde tapınak boyunca dolaştırıldığını gördük. Bu seromoni esnasında çalan müzik içimizdeki kasveti daha da arttırdı. Binlerce putun arasından geçerken Hz. İbrahim’i yâd ettik. Onun kutlu mesajına günümüzde insanoğlunun ne kadar muhtaç olduğunu bizzat gördük. Ahmet abi , “Ve put alanlarından geçtik İbrahim gibi, bir Ebubekir kıldı, bir Ömer kıldı beni” ezgisini terennüm etti. Modern insanın yaptığı sanal ve gerçek putların her türlüsünden rabbimize sığınarak tapınaktan ayrıldık.



Sömürgecilik ve Fetih arasında kalın bir çizgi var.
SriLanka’da ki son günümüzü daha verimli geçirmek ve başkent Colombo’yu keşfetmek için erkenden otelden ayrıldık. Rehberimiz eşliğinde şehrin merkezini gezince hayretler içinde kaldık. Şehir merkezi ülkenin kırsalından bambaşka bir atmosfere sahipti. Büyük bahçeli, güzel binalar şehir merkezini süslüyordu. Şehrin her tarafında İngiliz mimarisini yansıtan yapılar ve parklar bulunuyordu. Sömürgecilerin kendi yaşam alanlarını müreffeh kılarak diğer yerlerin imarıyla hiç ilgilenmediklerini görünce Selçuklu ve Osmanlı ecdadımızın gittiği her yerde açtığı hanları, hamamları, çeşmeleri, köprüleri düşündüm.

Sömürgecilikle Fetih arasında çok kalın bir çizgi vardı. Sömürgeciler kendi dünyevi çıkarlarını düşünerek gittikleri yerlerin zenginliklerini sömürürken sadece kendi yaşam alanlarını imar edip diğer yerleri umursamıyorlardı. Oysa Müslümanlar fethettikleri yerleri ihya edip her yeri yaşanılabilir kılmak için gayret gösteriyorlardı. Burada gördüklerimiz batılı sömürgecilerle İslam Fatihlerinin arasındaki farkı tartışmasız olarak gözler önüne seriyordu. Bu gün sadece Anadolu şehirlerini bile gezseniz en ücra köyde bile mutlaka bir çeşme, köprü, han, hamam izi bulursunuz. Bütün bunlar İslam’ın insan ve evren anlayışıyla batılı zihnin dünyaya bakışını ortaya koyan şeylerdi.



Sömürgecilik şekil değiştirerek devam ediyor.
İngiliz sömürgeciler 1948 yılında ülkeden ayrılmalarına rağmen SriLanka’nın her yerinde silinmez izler bırakmışlar. Ülkede ki en popüler spor, Kriket sporu.  Asya kriket federasyonunun merkezi SiriLanka’da bulunuyor. Colombo’nun merkezinde bulunan büyük stadyum da kriket sahası olarak inşa edilmiş. Yine şehrin tam ortasında bulunan Quen Viktoria Garden isimli büyük park şehre ayrı bir güzellik katarken isminin hala bir İngiliz kraliçesine ait olması kültürel sömürünün zihinlerde nasıl yer ettiğini gösteriyor. Ülkenin %70’ni oluşturan Budistlerin tapınağına gittiğimizde de Hindu tapınağından farklı bir manzara görmedik. İnsanlar kendi elleriyle yapmış oldukları binlerce putlara tazim ederek tapınıyorlar. Yolculuk boyunca bize eşlik eden şoförümüzün Budist olduğunu burada öğrendim. Kendisi bize ayrıntılı bir şekilde Buda’yı anlattı. Sanırım zaman zaman arabada insanların kendi elleriyle yaptıkları şeylere tapmasını eleştiren konuşmalarımızın etkisiyle bize kendi inancını açıklamak istedi.



İlk defa bir camide ruhumuz daraldı.
Colombo merkezde bulunan güzel görünümlü, büyük bir camiye gittik. Rehberimiz bu caminin bir sufi tarikatına ait olduğunu söyledi. Hindu ve Budist tapınaklarından sonra bir camiye giriyor olmak bizi mutlu ediyordu. Ancak caminin ilk girişinde gördüklerimiz duyduğumuz bu mutluluk duygusunu tarumar etti. Caminin girişinde şamdanlar üzerinde yanan mumlar, demirler üzerine bağlanan kumaş parçaları, etrafı süsleyen çiçek yaprakları, ağır koku saçan tütsüler bizim bildiğimiz klasik camiden bir hayli farklı bir atmosferi yansıtıyordu. Daha sonra içeride bulunan türbenin etrafını çeviren insanlar tıpkı Hindu ve Budist tapınaklarında olduğu gibi türbenin üzerine ellerini koyarak dua ediyorlardı. Bu görüntüler insanların yaşadıkları ortamdan ne kadar etkilendiklerini anlamamızı sağladı. Sadece %8’ler seviyesinde kalan Müslüman nüfusun Hindu ve Budist kültürün etkisine ne kadar açık olduğunu gördük.



Durgun su gibi olma; yağmur gibi bereketli ol.
Sufi tarikatına ait camiden buruk duygularla ayrıldıktan sora gittiğimiz Tebliğ Cemaatine ait camide yeniden kalbimiz ferahladı. Baştan aşağı her şeyiyle mütevazı ve samimi bir ruhu yansıtan mekânda sohbet ettiğimiz her Müslüman bize umut oldu. Dünyanın her yerine dağılarak kutlu mesajı insanlara ulaştırma derdiyle yola çıkmış Müslümanları görmek bizleri ziyadesiyle mutlu etti. Gerçi mescitte bulunan Müslümanlar bize sitemkâr ifadeler kullanarak yılda en az üç kez tebliğ için sefere çıkmamızı tavsiye ettiler. Kıtalar dolaşarak SriLanka’ya gelen Suudlu bir Müslümanın ifadeleri bizlere kendi içimizde ayrı bir dinamizm verdi. Bize sefere çıkmamızı tavsiye eden Suudlu gence kendi ortamlarımızda da tebliğ yapabileceğimizi, sefere çıkmanın elzem olmadığı kabilinden sözler söyleyince bize şöyle dedi: “Durduğunuz yerde tebliğ yapmak göle benzer, oysa sefere çıkmak yağmur gibidir. Kat be kat bereketlidir.” Bu sözler bizim içimizde derin anlamlar oluşturdu.



Hepimizin gönlü aynı dili konuşuyor.
SriLanka günlerimizin sonunda Pakistan Merkezli Cemaat-i İslamiye’nin Sirilanka’da bulunan genel merkezine gittik. Orada gördüklerimiz yine bizi ziyadesiyle mutlu etti. Merkezde büyük bir kitabevi bulunuyor. Kitabevinde bütün İslami temel eserler Tamilceye çevrilmiş. SiriLanka’lı Müslümanların dini ihtiyaçları için gereken bütün yayınlar özenle tamamlanmış. Havaalanına doğru yola çıkmadan önce Türkiye’den gelen değişik derneklerin, SriLankalı ve Malezyalı Müslümanların bulunduğu bir ortamda tanışarak kısa bir hasbihal gerçekleştirdik. Ahmet TÜRKBEN Hocamız bu ortamda söylediği sözlerle masada bulunanların gönüllerinden geçen duygulara tercüman oldu: Hepimizin dilleri farklı ancak  kalplerimizin dili aynıdır.” SriLanka’da dolu dolu gecen dört günün ardından hava limanına ulaştık. Kurban bayramı boyunca bizleri ağırlayan rehberimiz ve şoförümüzle helalleşerek İstanbul’a doğru yola koyulduk. 









Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • atilla
    29-09-2016

    Rabbim amellerinizi kabul eylesin, Allah razı olsun..