Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

Bir Mütefekkirin Sessiz Vefatı

İbrahim TIĞLI

20-11-2017

Bir mütefekkirin sessiz vefatı
İrfan Macit aramızdan ayrılarak ebedi âleme göç edenler kervanına katıldı. Hani denilir ya “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” İrfan Macit işte o âlemlerden biriydi. Farkında olmadığımız şey, önemli bir değerin aramızdan ayrılışıdır. Biz onun hep güzel işler yaptığına, güzel işler düşündüğüne şahit olduk.

İrfan Macit’i ben 30 yıl önce İstanbul’da üniversiteye başladığım ilk günlerde tanımıştım. Dünyanın bütün yükünü yüklenmiş bu esmer, yerinde duramaz delikanlı Marmara Üniversitesi Göztepe kampüsüne okulu bitirmiş olmasına rağmen her gün kampüse gelirdi. Sürekli öğrencilere bir şeyler anlatma, yol gösterme derdindeydi. Okul çıkışında inşaatlarda çalışır oradan kazandığı parayla bize okul kantininde çay ısmarlar, bir şeyler yedirirdi.

'İrfan abi' derdik bu kavruk yüzlü delikanlıya. Hiç bitmeyen bir enerjisi vardı. Onunla her konu hakkında konuşurdunuz, müthiş bir bilgisi ve zekâsı vardı. En çok düşünmeyi sonra konuşmayı severdi. Yazmayı sevmezdi hiç, bir kaç yazdığı makale dışında yazdığı şeyler yoktu. O insanlar üzerinde iz bırakmanın birebir konuşmadan geçtiğine inanırdı. 

O gözlerden uzak bir mütefekkir, eskilerin tabiriyle ayaklı kütüphaneydi. O, konuşurken sizi kendi dünyasına alır, onun fikir dünyasının sahillerinde hiç geri gelmek istemeyeceğiniz bir yolculuğa çıkardınız. Onun her söylediğinin bir derinliği bir anlamı vardı. Onun fikir denizinden; ancak kendi kabınızın hacmi kadar nasiplenebilirdiniz.

Üniversite yıllarında İrfan Abi ile sık sık görüşür, felsefe, akaid, mantık, tarih, Matematik üzerine konuşurduk saatlerce. Kadıköy’de “köşk” diye tabir ettiğimiz bir öğrenci evimiz vardı. Onun eve gelmesini her zaman iple çeker onunla konuşmanın özlemini duyardım.

Genel olarak uğraştığı kafa yorduğu konular Matematik, dil, fizik ve felsefeydi. O bir felsefe meraklısıydı öncelikle. O her şeyin felsefesinin yapılabileceğine inanırdı. Matematiğe özel bir ilgi gösterir, Matematikte her sayının bir felsefesi olduğunu düşünürdü. Düşüncelerini söylerken savrulmaz, çok büyük kelimelerle konuşmaktan sakınırdı. O engin bilgisine rağmen hep mütevazi ve içtenlikle konuşurdu.

O zorluklar içinde bir hayat yaşadı. Geçimini sağlamak için her işle uğraştı. Manavcılık yaptı, pazarcılık yaptı, inşaatçılık yaptı; fakat kimseye “eyvallah” demedi.

Daha sonra öğretmenliğe geçti. Fakat o bir lise veya ortaokulda öğretmen olabilecek biri değildi. O, üniversitelerde doktora öğrencilere ders verebilecek bir birikime sahipti. Onun söylediklerini bir ortaokul ve lise öğrencisinin anlaması zordu.

O en çok hayatında kitapları severdi. Bulduğu sahaflarda bir Osmanlıca kitabı saatlerce okur, onun üzerine yorumlar yapardı. O, kitapta bir şey yakaladığında dünyanın en mutlu insanı olurdu. Onun için iki nokta arasında sadece düz bir çizgi yoktu. Onun çizgisi çok anlamlar içeren çevresiyle bütünlük oluşturan bir hayattı.

Osmanlı kültürünün mirasını görememiş bizlere yol gösterici olarak yine o karşımıza çıkıyordu. Onunla konuştuğunuzda geçmiş ile şimdi arasındaki ilişkiyi derinlikli bir şekilde kavrayabiliyordunuz.

İrfan abi gibi mütefekkirlerin belki de en farklı yönü “ıssız adam” oluşlarıdır. İrfan abi de o ıssız adamlardan biriydi. Çevresinde onun gibi düşünen, kafa yoranlar azdı. Çevresindekiler onun fikir dünyasına yaklaşamadıkları için söylediklerine çok fazla önem vermiyorlardı.

Onun amacı bir makam elde etmek, bir mevki sahibi olmak değildi. Hep ailesinin nafakasını karşılayıp, daha iyi çalışabileceği, düşünebileceği ortamlar aradı. Hep bir arayış içinde oldu. Birçok kere çevremizdeki hatırı sayılır sözü geçen kimselere “İrfan abiyi değerlendirelim, onun çok okuyabileceği, Müslüman toplumun yaşadığı sorunlara çözümler üreteceği bir işle meşgul olsun, öğrenci yetiştirsin, hatta kitaplar yazsın” dediğimizde hep bu sözler karşılıksız kaldı. Sözü geçenler, İslami hareketin abileri olarak bildiğimiz isimler elinden tutsaydı çok daha verimli ve üretken olabilirdi. O, hiç bir zaman böyle birşey istemedi ama; bir mütefekkirin böyle zor çalışma şartları altında kalması bizi mahcup etmekteydi. Oysa AK Parti iktidarından sonra birçok gereksiz, Müslüman toplum için hiç bir faydası olmayan, Müslümanca düşünüşe sahip olmayan onlarca insan bu kanalları kullanarak bir yerlere yerleşti.

İrfan abi yaşadığı sıkıntılardan kurtulmak, biraz daha manevi bir iklimde bulunmak için Suudi Arabistan’a gitti. Oraya gitmek için bile önüne birçok zorluklar çıkarıldı. Fakat o her türlü güçlüğün üstesinden gelerek gitti. Orada Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak bir kaç sene öğretmenlik yaptı. Görev yaptığı sırada anlattığı bir anekdotu hiç unutmam. Suudi Arabistan’ın Milli Eğitime bağlı bir okulunda başörtüsü takmanın yasak olduğunu söylemişti. Öğrencilerin okula gelirken başlarının kapalı olduğu, okula gelince kız öğrencilerin başlarını açmaya zorlandıklarını söylemişti. Bu durum onu çok üzerdi. Çünkü üniversite yıllarında başörtüsü için mücadele edenlerden biriydi. Okul yönetiminin kendisine “İrfan Hoca burası şeriatla yönetilen bir yer; fakat Türkiye laik bir ülke bizim okulumuzda Türkiye'nin okulu” savunması onu derinden yaralamıştı. 

İrfan abi görev yaptığı Suudi Arabistan’da bir umre dönüşü trafik kazası geçirdi. Kazada hayat arkadaşını, eşini kaybetti. Kendisi ve oğlu yaralandı. Oğlu uzun sure komada kaldı. İyileştikten sonra Türkiye’ye döndü. İrfan abi, yine Türkiye’de kaldığı yerden devam etmeye, hayatta tutunmaya çalıştı. İstanbul’a gittiğimde birkaç kez kendisiyle görüşmüştüm. Artık bedeninin yorulduğunu, ruhunun ise hala dinç olduğunu hissedebiliyordum. O kadar yaşadığı sıkıntılara rağmen onun derdi yine ümmetin problemleriydi. Müslüman duyarlılığını hiç bırakmıyor, beyni hep Müslümanların yaşadığı sorunlara çözüm bulmak için çalışıyordu.

Elim hastalığa yakalandığını ve hastalığının son evresinde olduğunu öğrendik. Fakat hasta olmasına rağmen onun derdi yine de ümmetti. Ümmetin yaşadığı sorunlar onun sağlığından daha önemliydi. Zaten hasta yatarken ziyarete gittiğinizde yanında bir kaç kitap bulunur hemen kitabı açarak size bir şeyler anlatmaya çalışırdı.

İrfan abi, MTTB, Akıncı, Müslüman Gençlik, İnsan ve Medeniyet Hareketi geleneğinden biriydi. Bu gelenekten gelenler hep hayatlarında “Müslüman duyarlığın” sancısını çekmişlerdir. Ama en büyük hataları ise birbirlerine sahip çıkmayışları, destek olmayışları olmuştur.

Ne yazık ki İrfan abiye gösterdiğimiz en büyük vefa, cenaze namazında saf tutmamız ve arkasından güzel sözler söylememiz. Keşke hayatta iken ona destek olabilseydik.

İrfan abinin bana bıraktığı miras ise “hayatta tek başına yürü, kimseye eyvallahın olmasın, kalabalıklar içinde 'ıssız adam' olduğunu unutma” olmuştur.

Allah rahmet eylesin güzel insan, herkesin “emin” olduğun insan, biz sana haklarımız helal ettik. İnşallah sen de vurdumduymazlığımıza rağmen bizlere hakkını helal etmişindir.



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!