Medeniyet TV

Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

Parti laikliği, parti İslamı

Akif EMRE

11-03-2018

Parti laikliği, parti İslamı
Sosyal gerçeklikler, siyasi şartlar dinin genel hükmünü değiştirmez. Ancak bu şartlara cevap veren çözümler üretilebilir. 
 
Yaşanan son olaylar karşısında Türkiye'de yaşayan herkesin devlet, siyaset, toplum ve özellikle de din karşısındaki tavrını yeniden gözden geçirmek ihtiyacını duyması gerekirdi. Özellikle Hizbullah operasyonuyla ortaya çıkan gerçekler İslam adına duyarlılık sahibi çevrelerin din-toplum-siyaset ilişkileri karşısında, demokrasi ve İslami talepler konusunda yeniden düşünmeye, söylemlerini gözden geçirmeye itmiş olması gerekir. Diğer taraftan yine bu olayın uzantısı olarak ortaya çıkan "Batmangate" ile ilişkili olarak, üstü şal örtülü devlet sırrının arkasına sığınıp siyaset yürütmeyi adet edinen, bu tarz-ı siyasetle toplum projeleri uygulayan etkili/yetkili çevre mantığının meşruiyetini toplum vicdanında ve gözünde sarsacak gelişmelere tanık oluyoruz.
 
Hizbullah operasyonuyla doğrudan bağlantılı olmayan ama onunla birlikte daha da hızlanan bir söylem tartışması 28 Şubat sürecinin işleyen mekanizması sayesinde özellikle Fazilet Partisi ve İslamcı çevrelerde bir süredir gündeme gelmişti. Felsefi kapsamı, tarihi gelişimi bilinmeden kimi kavramları içselleştirme çabaları inandırıcılıktan uzak olduğu gibi tabanı karşısında temsiliyet bakımından meşruiyeti krizini doğuracak gelişmelere neden oluyor.
 
İçselleştirme ve meşruiyet sorunu
 
FP çevrelerinde, konjöktür karşısında alınmış aceleci önlem görünümü veren içselleştirme gayretleri, geçmişi gözden geçirmekten çok tümüyle reddetme, eski elbiseleri terkederek değişme ucuzluğu görüntüsü veriyor. Gerek demokrasi gerekse "siyasal İslam" ve gerekse dinin neyi içerip içermediği konusunda sergilenen görüşler tutarlılıktan uzak, özümsenmemiş ve sonucunun da nereye gideceği hiç hesaplanmamış beyanlar intibaını uyandırıyor.
 
Önce şunu tesbit etmek gerekir: MSP-RP-FP çizgisinin bugün alınlarına şark çıbanı gibi yapışmış duran siyasal İslam yakıştırmalarla arası hep mesafeli oldu. Şimdilerde ise bir dönem pragmatik kaygılarla, yapılan bu yakıştırmaya pek karşı çıkılmadı belki ama şu anda esen değişim rüzgarıyla İslamcılığı mahküm etme kolaycılığına kaçılıyor. Bu noktada İslamcılığın tarihi ve kültürel karşılık olarak Türkiye'de neye tekabül ettiği tartışması ayrı bir konudur. Bir siyasi partiye hedefinin ne olduğunu, nasıl bir projeyi uygulamak istediğini kimse dayatamaz. Bunu anlamanın en kolay ve olması gereken de bu parti mensuplarının yöneticilerinin beyanlarına bakarak karar vermektir. Eğer FP dahil bir parti hedefinin İslam devletini, İslami hükümlere dayalı bir toplum modelini gerçekleştirmek olmadığını ifade ediyorsa bu ifade esas kabul edilmelidir.
 
Bu noktada FP de siyaset yapanları, kendilerini ifade etmek, geldikleri siyaset anlayışını açıklamakla üzerlerine yapışmış duran imajları arasındaki çelişki gibi duran yeni durumu meşrulaştırmak gibi bir açmazları bulunuyor.. Bu açmaz hem tabanları, hem geniş anlamda Türk siyaset içindeki yerleri anlamında geçerliliğini koruyor.
 
FP üzerinden devlet projesi
 
İkinci nokta ise, genel anlamd din siyaset ilişkisi açısından hep eleştirilen, karşı çıkılan devletin yapmak istediği din projesi ile paralellik arzeden tutumlar.. Tekrar ilk maddeye dönecek olursak, eğer bir parti, hedefinin İslami bir toplum kurmak olmadığını dürüstçe açıklıyorsa bunu Türk siyaseti için de bir katkı olarak kabul etmek gerekir. Fakat, tam bu noktada, hiçbir zaman resmen deklere edilmemiş bir gizli hedef iddiasını üstünden atmak, öyle olmadığını ispatlamaya çalışmak için devletin yaptığını yapma yanlışına düşmek ise bu kadrolar için en büyük talihsizlik olur. Biraz daha açarsak, siyasi kimlikle bir müslümanın siyaset sahnesinde ne gibi hedefleri önüne koyduğu farklı bir şey, siyasetçi olarak İslam adına konuşmak farklı bir şey. Özür dilemeci tavırlar o noktaya kadar vardırılıyor ki, bilerek ya da bilmeyerek resmi din projesini hizmet eden işleve dönüşüyor bu beyanlar. İslam'da hangi hükmün olduğu, İslam'ın nasıl bir öğreti olduğu, nasıl bir toplum biçimi önerdiği uygun platformda tartışılması gerekir. Söz gelimi devlet bürokratlarından biri İslam hakkında hüküm vermeye kalktığı zaman bu devletin dine müdahalesi olduğu için karşı çıkanlar, (belki de konjonktürel zorlamalar da dahil) yeni bir İslam tanımlaması/biçimlendirmesine giderek kendi üzerlerinden yeni bir İslam dayatmasına alet olmuş olmuyorlar mı?
 
Türkiye'de karşı çıkılan laiklik uygulamaları dinin devlet denetimine, devlet müdahalesine açık bırakılması değil mi?
 
Türkiye'nin içinden geçtiği siyasal ve sosyal şartlardan herkes ders çıkarmalıdır. Gelinen nokta dinin resmi ideolojinin emrine, siyasilerin insafına bırakılmasını meşrulaştıracak bir durum değildir. Sosyal gerçeklikler, siyasi şartlar dinin genel hükmünü değiştirmez. Ancak bu şartlara cevap veren çözümler üretilebilir. Şartlara göre dinin ilkeleri, vahyin temel unsurları biçimlenemez. Siyasilerin hedef ve amaçlar ile siyasilerin dini biçimlendirme anlamına gelecek din adına konuşmaları/hüküm çıkarmaya kalkmaları farklı şeylerdir. İkisini bir birine karıştıracak tutumlar sadece despotik laikçi projelere hizmet eder.
 
Dini biçimlendirmeye, yeni din projeleri üretmeye Cumhurbaşkanını hakkı olmadığı gibi, (Müslüman bile olsa) bir siyasetçinin siyasi kimliği ile, "ehli olmadığı" konulara girerek yeni bir din tanımı yapma hakkı da yoktur. Şartlara göre siyaset yapmak, siyasi projeler üretmekle şartlara göre din geliştirmeyi birbirine karıştırmayalım. FP bu projeye alet olmamalı.

Kaynak: YENİŞAFAK

 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!