Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Tekkenin Metal Tabakları

Cemal BALIBEY

26-12-2018

Tekkenin Metal Tabakları
Vakit, seksenli yıllar... Dağları oynatacak heyecanımız vardı. Orman Fakültesinde ilk senemizdi. O zamanlarda birinci sınıfı, aldığımız dersler itibariyle Vezneciler’de, Fen Fakültesinde okuyorduk. Sene başından itibaren bir kardeşlik ortamı oluşturmaya çalışmıştık. Tatile gireceğimiz vakit geldiğinde fakültenin dışına da taşan kardeşliğimiz maya tutmuştu. Her birimiz farklı ev ya da yurtta başımızı sokacak bir yer bulmuş ve oralarda barınıyorduk. Yıl içinde kafa dengi olabileceğini düşündüğümüz arkadaşlarla Vefa yurdundaki medrese odalarının birinde ilk toplantımızı yaptık. Her şeyin ilkini yaşıyorduk. İkinci yıldan itibaren devam edeceğimiz, Bahçeköy’deki Orman Fakültesine ulaşımı kolay ve birlikte kalacağımız bir ev tutmaya karar verdik.


 
Dönem başlamadan evi ayarlamalıydık. Yaz tatilinde memlekete gitmeyip elzem olan bu işi halletmeliydik. Nitekim  İstinye tersanesinde çalışan Resul abi vesilesiyle bağlantıları kurmuş, İstanbul’un mutena ilçelerinden Sarıyer’de, zemin kat da olsa bir ev tutmuştuk. Evimiz, sabah ve yatsı namazlarını cemaatle kılacağımız Sarıyer Merkez Camii’ne çok yakındı. Burası, 12 Eylül öncesinde Kız Kur’an Kursu olarak kullanılıyormuş. Aynı fakültede okuyan tam dokuz kişi bu evde kalacaktık. Bizler Anadolu’nun farklı mecralarından akıp gelerek bir gölde buluşan nehirler gibiydik. Evi tutmuştuk tutmasına da hepsi hepsi bir valiz şahsi eşyamız dışında hiçbir şeyimiz yoktu. Ev tabiri caizse tamtakır kuru bakırdı. Pencerelerinde perdeleri olmayan büyük bir salonun ortasında dokuz gençtik. Evin etrafını fır dönen balkondaki pencerelerin camları iyi ki boyalıydı da dışarıdan görünmemizi engelliyordu.


 
Allah kerimdi. Evin içine girmiştik ya, ne gam… Bir nal tamamdı, geriye kalan bir atla üç naldı. İki elin parmakları kadardık ama dünyayı değiştirebileceğimize olan inancımız tamdı.
 
Seksen öncesi İstinye tersanesinin hemen karşısında, bizden önceki arkadaşların kaldığı ahşap bir köşk varmış. Köşk dediysem de, rüzgârın pencere aralarından girip diğer taraftan çıktığı, rükû halinden secdeye varmaya ramak kalmış bahçeli, müstakil, eski bir bina… Ne yazık ki, evi askeri darbe kapatmadan arkadaşlarımız kapatmış. Ocağı söndürmüş, kapıyı çekmişler. Kim bilir kimlerin katkılarıyla ve ne zorluklarla temin edilen eşyalar, Bahçeköy’de bir arkadaşın kaldığı evin boş bir odasına istif edilmiş. İhtiyacımız olan ranza, sünger yatak, battaniye ve perdeler yeniden besmele çeken bizleri bekliyordu. Yatacak yatağımız olmuştu. Fazla olan sünger yatakları ve perdeleri kesip biçerek salonda oturacağımız minderler haline getirmiştik. Bir müddet terzi yanında bulunup, biraz iğne iplik tutmayı öğrenmiş olan Yüksel kardeşimizin becerisi çok işimize yaramıştı. Onun bu maharetini övgüyle anmadan geçemem.


 
Bir evin mutfağı için elzem olan tencere, tava, tabak, çatal, kaşık, bıçak, hele de üzerinde yemek pişirecek ocak gibi birçok şeyden mahrumduk. Kolay değil, bir ev kuruyorduk. Bu kadar zahmete ne gerek var, ver parasını al, diyecek durumda da değildik. Fukara taifesiydik besbelli.
 
İstanbul’a adım attığımda ilk tanıştığım abiler arasında Yunus Torpil vardı. Her sıkıştığımızda çare üreten, bize soluk aldıran abimizdi o. Mutfak eşyası konusunda yine Yunus abi imdadımıza yetişti. Sultanahmet’te, Ayasofya’nın dibinde bulunan Akıncılar derneğinin yerini tarif ederek oradan ihtiyacımız kadar mutfak eşyası alabileceğimizi söyledi. Üniversiteli arkadaşlar, yazın yaptıkları kampta kullandıkları bütün çadır ve malzemeleri dönüşte derneğe bırakmışlar. Tam da o gece 12 Eylül askeri darbesi olmuş. Anayasa askıya alınmış, siyasi partiler lağvedilmiş, dernekler kapatılmış. Bütün dernekler gibi buranın da kapısı mühürlenmiş. Meşum darbe hemen herkese bir ayar çekmişti. Yunus abi mühürlenmeden sebep binanın yan tarafındaki pencereden içeri girmemizi sıkı sıkı tembihledi.


 
Tarif edilen adresi bulduk. Aslında eski bir tekke olan bina, sonradan vakıflardan Akıncılar derneği için kiralanmış. Etrafı kolaçan ettik. İçeri gireceğimiz küçük bir pencereydi, ben rahat girerdim ama ev arkadaşım Musa benden iriydi. Bu kadar hedefe yaklaşmışken bırakıp geri dönmek olmazdı ya. Denemeye değerdi. Ben ve Musa camları kırık pencereden biraz zorlansak da sırayla girdik. Başta sessizce hareket eden hırsız gibiydik. Kapı mühürlenip içeri girmek yasak olsa da nihayetinde mekân ve içindekiler bizimdi. Kendi mekânımıza adım atıyormuş düşüncesi bizi rahatlattı. Büyük bir salonun ortasında bulduk kendimizi. Bir mescidi andırıyordu, hatta mihrabı da vardı. Sevinçliydik, bir o kadar da şaşkındık. O anda kendimizi, Ali Baba ve Kırk Haramilerin mağarasını keşfetmiş gibi hissettik. Ortaya ganimetler yığılmış da biz, payımıza düşeni almaya hazır Ali Babaydık sanki…
 
Dernek mühürleneli bir yıl kadar olduğundan her şey tozlanmıştı ve ortada örümcekler geziyordu. Biz daha pencereden girerken nasiplenmiştik her ikisinden de. Saçımıza başımıza örümcekler bulaşmıştı. Üstelik yazın sıcak günleriydi ve ter yüzümüzden aşağı lekeler halinde sızıyordu. Yerde çadırlar, hasırlar, kamp ateşinde dışı isten simsiyah olmuş küçüklü büyüklü tencereler, metal tabaklar, çatal, bıçak; mutfak malzemesi namına ne ararsak hepsi vardı. Hatta denize girmek için çarşaf kumaşından yapılmış uzun şortlar vardı. Dedik ya, hazine bulmuş gibi sevinmiştik. Gözlerimiz ışımıştı. İstemediğimiz kadar eşyanın içindeydik, ancak biz iki kişiydik yalnızca. Eşyada kaliteyi yakalama, estetik, uyum gibi derdimiz yoktu. Metal tabak ve bardaklara zaten yatılıdan alışkındık. Kapış etmek geldi içimizden. Oracıkta bulduğumuz tozlu çuvalları büyük bir şevkle doldurduk. İstiap haddini aşmıştık galiba. Çuvalları doldururken nasıl taşıyacağımız pek aklımıza gelmedi. Girerken biraz zorlandığımız pencere çıkarken daha küçük gelmişti. Bizim için bir hazine değerinde olan çuvallarımızdan vazgeçemezdik. Öyle yaptık böyle yaptık, onları da pencereden çıkardık. Çuvallar gibi, üstümüz başımız da toz olmuştu. Ne kadar silkelensek de temizlenmek mümkün değildi. Bu yaz sıcağında sırtımda siyah bir meşin ceket, istikamet, Eminönü otobüs durakları...


 
Tepemizdeki güneş, güneş olmaktan çıkmış, ateş topuna dönüşmüştü. Başımızdan aşağı yağıyordu. Daha Gülhane parkına doğru yokuştan inerken çuvallar ağırlaşmaya başladı. Çuvalları evimize ancak otobüsle götürebilirdik. Sarıyer’e kadar vasıta tutacak paramız yoktu. Ne yapıp edip kendimizi Eminönü’nden Sarıyer’e kalkan 25 numaralı körüklüye atmalıydık.
 
Kavurucu bir sıcak var, yaprak kımıldamıyor. Havada nem iyice artmış, nefes alamaz olmuşuz. Güneşin altında pişen asfalt ayakkabılarımıza sakız gibi yapışıyor. Oflaya puflaya kuyruğun sonuna girdik. Ellerimizde çuvallar, yüzümüz nar gibi kızarmış, gömleğimiz terden vücudumuza yapışmış vaziyette. Tek endişemiz, otobüse binerken şoförün, biz hırpani kılıklı gençleri içeri almaması. Üstelik hafta sonu kalabalığı, bütün İstanbul Sarıyer’e gidiyor sanki. Kuyruktakiler otobüse binmiş, biz de kapısına dayanmıştık. Bu kadar uzun yolu öğrenci haliyle başka türlü gidemezdik. Ayıplayacak bakışlara karşı kalın bir zırh kuşanmıştık. Bir yandan da içimizden ezberimizdeki bütün duaları okuyorduk. İşte asık suratlı şoförle karşı karşıyaydık. Yüreğimiz pır pır ediyor, sanırsınız uçmaya hazırlanan yavru kuş gibiyiz. Son bir cesaretle şoförün yanındaki kumbaraya biletleri attık. Şoför ters ters baksa da şansımız yaver gitmiş, bize engel olmamıştı. Kapağı otobüse atmıştık şükür.
 
Otobüs tıklım tıklım dolu, üstelik fırın gibi, her tarafımız yapış yapış. Bizse terli bir vaziyette ve ağır yüklerle yolcuların arasında kalmak istemiyor ve körüklünün arkasına doğru ilerlemeye çalışıyorduk. Arkaya doğru yürürken bize hızla yol açılıyordu. Yorgunluğun son kertesine gelmiştik. Kısa zamanda körüklünün en arkasına geçip kendimizi ve hazine değerindeki çuvallarımızı sağlama aldık. Onları son bir gayretle yere bıraktık. Havlu atmış boksör gibiydik. Derin bir nefes aldık, biraz rahatladık ve kendimize geldik. Körüklünün ön kapısından binip, ayaktaki yolculara rağmen en arkasına ulaşmamız tahminimizden çok kolay olmuştu. Bir ara çuvallara gözlerimiz kaydı. Çatalların yer yer başlarını çuvaldan dışarı uzatmış olduğuna hayretle şahit olduk. Yolcuların bize yol açmalarının nedenini, baştan onların nezaketine vermiştik. Bunun nezaketen değil, bacaklarına batan çatallara verdikleri ani refleksten olduğunu biraz geç de olsa anlamıştık. Yanlarından geçerken ne bir ters bakış görmüş ne de bir laf işitmiştik oysa. Çok çabuk ilerlediğimizden yolcular da ilk anda ne olduğunu anlayamamıştı. Çatallardan sıyrık almayanlar ise gülümsüyordu bize. Kendimizi çuvallarla otobüse attık ya, gerisi teferruattı. Hareket eden otobüsün içinde olmak ne güzeldi!


 
Bütün boğaz sahilini kat edecek bir yolculuk başlıyordu. Bir tarafta deniz, diğer tarafta yalılar... Başlangıçta trafik tek şeritten, biraz git dur, biraz git tekrar dur şeklinde; mehter takımı yürüyüşüyle ilerliyordu. Uzaktan gören kaplumbağa asfalta çıkmış derdi. Herkesin canı burnuna gelmişti. Trafiğin bu durumu çok ilgilendirmiyordu bizi. Nasıl olsa mutfağımızın kap kacak meselesini ziyadesiyle çözmüştük.
 
Etrafa bakınırken içimizde kalıbına sığmayan bin bir hikayeyle, nice umutlar yeşeriyordu. Bu ev, her akşam döndüğümüz masum bir sığınağımız olacaktı. Sakinleri olarak hep birlikte, neşeyle sofra başına oturacaktık. Yemeğe, çekilen besmeleyle başlayıp hamdüsena ile bitirecektik. Birlikte çayları yudumlayıp en çetrefilli derslerin üstesinden gelecektik. Bu evde kardeşliğimizi ahiret kardeşliğine dönüştürmenin yollarını arayacaktık. En mühimi de; bir iyilik başlatacaktık, nerede duracağı bilinmeyen!..


 
Sarıyer’e yaklaştığımızda trafik rahatlamıştı. Yolu boş bulan körüklünün virajları hızla dönerken yolcuları bir sağa bir sola savurması ise bu ilginç yolculuğun parçasıydı. Şoförümüz başlangıçtaki açığı bu son etapta kapatmaya çalışıyor gibiydi. Körüklü otobüslerin en neşeli taraflarından biri de en arkasıdır. Şoför hızla tümseğe girdiğinde içiniz şöyle bir hoş oluverir. Kafalar tavana değer neredeyse. Biz körüklünün o en neşeli tarafından yeterince nasipleniyorduk. Ayakta dengeyi kaybetmeden sağ salim yolculuk yapmak maharet istiyordu. Orta kısmındaki yuvarlakta yolcular ise her virajda ayakta kalmak için cambazlık yapmak zorundaydı. Unutulmaz bir yolculuktu, sona erdi.
 
Tedirgin bindiğimiz otobüsten Sarıyer’de neşeyle inmiştik. Tuhaf bir taşıma biçimiydi bizimkisi. Yorulsak da koşuyu tamamlamıştık. Mutfak eşyasını büyük ölçüde halletmiştik. Bu sayede bizden sonraki arkadaşlarımızın da kullanacağı evladiyelik mutfak malzemelerimiz olmuştu. Eh, çekilmeye değer bir meşakkatti. Çuvalların tozuna aldırmadan onları salonun ortasına öylece bıraktık. Bu sahneyi ev halkı kaçırmamış, onlar da salonda yerlerini almıştı. Çehremize yayılan tebessüm için ise ayrı bir bahis açılsa yeriydi. Bizim bu garip halimizi gören arkadaşlarımız biraz da merak etmişlerdi. Biz de onlara, kapı varken pencereden girmek zorunda kaldığımız tekkeyi, tozlu çuvallara doldurduğumuz ganimetleri ve kavurucu sıcakta körüklüye gelene kadar olan zorlu yolculuğumuzu anlattık. Ev halkı gevrek gevrek gülmeye başladı. Sıra çuvaldan fırlamış çatal uçlarına geldiğinde ise istisnasız her biri, kendilerini daha fazla tutamayarak salonun ortasına müthiş bir kahkaha salıverdiler.


 
Bu evimiz yaklaşık on yıl kadar açık kaldı. Onlarca arkadaşımız geldi geçti. İlk defa yemek yapmayı bu evde öğrendi birçok arkadaşımız. Sarsılmaz dostlukların temeli burada atıldı. O fakir mesken, ömrümüzün sonraki evrelerinde sağlam dayanışmalara kapı aralayan birlikteliklerin başladığı ilk öğrenci evimizdi. Hayatımıza bereket getirdi. Bu evde kalıp, meslek hayatında önemli noktalara gelen birçok arkadaşımız olmuştur. Hepsi öğrenciliğinde bu fakirhanede, bazen usta bir aşçının yaptığı lezzette, bazen acemice yapılan ve o metal tabaklarda sunulan yemekleri iştahla kaşıklamışlardı. Meslek hayatlarında iyi yerlerde tutunmalarının sırrı da, tekkeden getirdiğimiz metal tabaklarda saklı belki de…
 
Ne zaman Ayasofya’nın yanından geçsem mahrumiyet içinde okuduğumuz üniversiteli yıllarım gelir aklıma. O ortamlarda bulunmaktan o zaman da şimdi de hiç gocunmadım. Güzel dostluklar biriktirdik o yıllardan bugüne. Kadim bir dostluğun oluşabilmesi için samimiyetin yanında yokluklara, zorluklara hatta imtihanlara ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Bizler o imtihanı yüz akıyla vermişizdir inşallah.
 
Bizimkisi uzun bir nöbet, bitmeyen bir hikaye belki de…
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Ahmet İşler
    17-09-2019

    Kadim ve güzel dostlukların tekrar yaşanacağı bir ruha çok ihtiyacımız var. Cemal Abim, sizler o günlerin güzel ve samimi dostluklarının bereketisiniz. Yarınlarımız ve yeni kuşağımız bundan mahrum. Selam ve dua ile... Ayrıca MTTB (Burhaneddin Kayhan dönemi ve sonrası), Akıncılar ve sonraki İslami hareketlerin hikayesinin yazılması yeni nesil için yol gösterici olacağına inanıyorum. Bu meyanda yazınız da bizim hikayemiz... Kaleminize-yüreğinize sağlık...

  • Hüseyin Korkut
    11-09-2019

    Cemal abiciğim,Bizi o günlere götüren hatırat tadındaki yazınızı okudum.Elinize sağlık.Güzel günlerdi..Cenabı Hakka sonsuz şükürler olsun. Öncülüğünüzde gerçekleşen samimi çabaları bereketlendirdi.Yeni nesillere aktarabilme duasıyla.Selam ve hürmetlerimle.

  • Feridun Tutkun
    10-09-2019

    İnsanın anlatacak güzel hikayelerinin olması çok güzel. Ahirete götürebileceğimiz azıklarımızın olması gerekiyor bu dünyada. Heybemizi azıklarla doldurmalıyız. Siz heybenize azık doldurmuşsunuz; iyilik ve güzelliklerle. Zaten amaç bu dünyada hoş bir sada bırakabilmek değil midir? Bırakabilene, örnek olabilene, örnek olabilenlerden olabilene ne mutlu.

  • Sümeyye Boyalı
    10-09-2019

    İnsan merak ediyor o zamanı.. Bizim dönemimiz daha çok hazıra konma dönemi oldu. Keşke biz de böyle bir yaşamın, hayatın, arkadaşlığın kıymetini bilecek şekilde yaşayabilseydik. Elindekinin kıymetini bilmeyen, en küçük zorlukta dahi çabucak pes eden bir gençlik var maalesef, Cemal Abi

  • Salim Erhan Avcu
    10-09-2019

    O günlerde bir başka samimiyet ve ihlas vardı. Rabbim o yıllar tüm dünyaya rahmetini saçmıştı ve o yıllardaki samimi heyecanlar bugün meyveye durdu. O günlerde varlık yoktu, külfet çoktu. Abi o günleri tekrar hatırlattığın için teşekkürler.

  • Hasan Demir
    10-09-2019

    Vay be Cemal abi.. Sizin zamanınızda olmayı isteyen binlerce genç var. Yoklukta da olsa samimiyet içinden, bollukta bile samimiyetten uzak bir zamana geldik. Ne yazık ki kıymet bilmiyoruz.

  • Zeynep Turan
    10-09-2019

    Babamla beraber okuduk yazınızı, aynı yolun yolcusu olarak anılarınıza ortak olduk. İnşallah sizler gibi bilinçli, şuurlu, uyanık müslümanlardan olmamız için bizlere dua edin. Allah sizlerden razı olsun.

  • Salih yürük
    10-09-2019

    Çok süper yazmışsın. Ailecek sesli okuduk. Hatta cok bilmiş bir oğlum var, o bile çok beğendi abi. Rabbim emeklerinin karşılığını hakkıyla verendir.

  • Emin Batur
    10-09-2019

    Cemal kardeşim, bizi alıp hatıralara gark ettin. Kalemine sağlık. Kaldığım eve Nezir (Elveren) misafir gelmişti. Pilav yapmıştım ama servis edecek tabak yoktu veya bulaşıktı da su akmadığı için yıkayamamıştık. Ben de "pilavı kağıda döker oradan yeriz," deyince, Nezir: "Kedi miyiz?" demesiyle nasıl gülmüştük. Çaresiz pilavı tencereden yedik. Emin Batur

  • Serdar Demir
    09-09-2019

    İnanç ve şuurla yetişen bir nesil olarak binbir sıkıntıyla sahip olduğunuz tabaklar, çuvalları taşırken maruz kaldığınız kavurucu güneş, tasavvurlarımızı aydınlatıyor. Zahmetten rahmet doğar ya, sizin çektiğiniz zahmetler günümüze Rabbimin inayetiyle rahmet olarak yağıyor. Allah sizin gibi samimi olabilmeyi, sizin döneminizdeki gibi bir nesli tekrar nasip etsin. Selam ve Dua ile...

  • Fatih Yağcıoğlu
    09-09-2019

    Allah razı olsun Cemal abi. Sizin gibi güzel insanların açtığı yolda iz sürüyoruz hala.

  • Hilal Gündoğan
    09-09-2019

    Çok güzel bir yazı olmuş Cemal abi. Hem kalemine hem oradaki samimi ortama çok imrendim. İnşAllah sizler gibi bir dostluk bizlere de nasip olur.

  • Yakup Selvi
    09-09-2019

    Sanki ben yaşamışım gibi geldi. Hoş hatıralar, muadil yüreklerde muadil tatlar bırakıyor. Allah razı olsun.

  • Bahri KAPLAN
    09-09-2019

    Okurken inanın gözlerim doldu. Yaşanılanlar;inanç ve sabrın, sonunda ne kadar güzel meyvelerinin olduğunu göstermektedir. Kalbinize, emeğinize sağlık. ALLAH(c.c) sizleri davası İslam, mekanı cennet olanların arasında eylesin.Selam ve dua ile...

  • Rüveyda Öztürk
    04-09-2019

    Yeni eğitim öğretim dönemine başlarken damarlarda taze kanın aktığını bu yazıyı vesile kılarak hissettiren Rabbe hamd olsun. Eğer bu rahatlık içinde ayağa kalkmazsak adı Müslüman olan ve İslam namına nefes alan herkes ahirette yakamıza yapışacak..

  • ali
    18-07-2019

    tarayıcımda bir sorun mu var neden yazıları okuyamıyorum

  • yusuf bulut
    13-05-2019

    Yaşanan zor günlerin geçmişte kaldıgında ne kadar özlendiği ve geçen o zor günlerde yenen yemeklerin,arkadaşlıkların, muhabbetin ne kadar tatlı oldugunu sayenizde tekrar hatırladım abim. her güzelin bir çilesinin olması gibi bu muhabbet ortamının çilesini sizler çekmişsiniz. Bizler gül bahcesine konmuşuz Allah sizlerden razı olsun.

  • Mehmet Demiröz
    07-01-2019

    Cemal bey çok güzel olmuş.. Eline yüreğine sağlık.. Benide 79-86 yıllarındaki rahmetli Akif Emre abimizle yaşadığımız öğrenci evi yıllarımıza götürdü...

  • Hikmet Turan
    04-01-2019

    Abi bu yaşadığınız örnek olacak makalenizi keşke şimdiki gençliğe ulaştırabilsek öyle örnek olacakki 24 saat sıcak suyu akan bazalı yataklar dilediği zaman nevresimlerimini yenileyebilen sabah ve akşam yememeklerinde en az 5 çeşit bulunan velhasıl ayda en az 300 tl para eline geçen bugünkü öğrencilerin sitemlerine ve şikayetlerine ne kadar haksız olduklarını bu yaşam tarzının inaç zayıflığından kaynaklandığınıanlatırdı kanısındayım. Abi sizin gibi örnek insanların bir orman mühendisi çocuğun babası olarak daha çok aramızda görmek ve örnek hayatını daha yakından bilmelerini ve sizleri örnek almalarını cani gönülden isterim. Allah yardıcınuz olsun

  • Afra Akça
    04-01-2019

    Çok güzel, samimi bir yazı olmuş Cemal Ağabey. Yüreğine sağlık.

  • Ahmet Eser
    04-01-2019

    Bu samimi ve gerçek metinle birlikte belki de binlerce genç aslında kendi hikayesini okumuş oldu. Cemal abimiz kalemiyle bu bereketli yürüyüşe ışık tuttu da onlarca anı ve dostluk yad edildi.

  • Ahmeterdem
    03-01-2019

    Günümüzde müslümanlar arasında bulunmayan bir samimiyete sahip olunması gerçekten müslümanlara örnek olması açısından çok iyi. Bazen düşününce bizde mi bir sıkıntı var diyor insan, siz bunları anlatınca bizim mi heyecanimiz eksik ve korkaklığımız had safhada diyor insan. Allah(C.C) bizleri kendine Salih amel işleyen kullarından eylesin. Amin

  • selçuk idrisoğlu
    03-01-2019

    Müthiş... İnsanın yüzünde gülümseme, gönlünde hüzün oluşturan bir etkisi var bu yazının Cemal ağabey. Yaşadıklarınız, yetiştirdikleriniz, yazdıklarınız ve anlattıklarınız için daimen Rabbim razı olsun...

  • Mustafa DOĞAN
    03-01-2019

    Gerçekten zor zamanlarda yapılan işlerin ne kadar samimi ve bereketli olduğunu gösteren bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık Cemal Abi.

  • Musa KÜREKSİZ
    03-01-2019

    Cemal Abi yazı çok güzel olmuş. Eline diline yüregine saglik. Bizleri de yıllar öncesine götürdü bu yazı. Selam ve dua ile...

  • Mesut Demir
    03-01-2019

    Abi muhteşem anlatım şekli, bir solukta okudum. Samimiyet, içtenlik çevre tasavvuru ve ayrıntılar canlılık katıyor. Yazıların devamını mümkünse hikaye veya roman şeklinde bekliyoruz. Bizim de gençlerin de buna ihtiyacı var. Saygı hürmet...

  • Ensar Nadir Kaya
    02-01-2019

    Cemal abi, ağzına, yüreğine sağlık... Allah razı olsun.

  • Mehmet Özek
    02-01-2019

    Hikayeniz ne uzun ne kısa; tam kıvamında. Şu an maalesef biz böyle hikayeler biriktiremiyoruz. Rabbim bizi de bu bereketli hikayelerin benzerlerine dahil eder inşallah.

  • Hüseyin Korkut
    31-12-2018

    Sa, Cemal abiciğim Bizi o günlere götüren hatırat tadında bir yazı olmuş. Elinize sağlık.

  • Hüseyin Sağır
    31-12-2018

    Eline, diline, yüreğine sağlık Abi

  • Av. Halil Kendir
    31-12-2018

    Cemal abi eline gönlüne sağlık. Bu yazıda ve Bahattin abi ile ilgili yazdığın yazıdaki üslup ve akıcılık; sana artık o dönemin kapsamlı bir hatıratını yazma görevi yüklüyor diye düşünüyorum. O günlerin havasını teneffüs etmeye günümüz gençliğinin çok ihtiyacı var. Selam ve dua ile...

  • Barış Akyüz
    30-12-2018

    O zamanın samimiyeti, mücadelesi ve bereketi bugün dahi her zaman çok mesut ediyor insanı Cemal ağabey.

  • Musab
    30-12-2018

    Cemal abicim ne kadar güzel yazmışsınız, sanki o günleri bir de biz yaşadık okurken. Allah razı olsun...

  • Hakan TAŞ
    30-12-2018

    Fevkaladenin fevkinde bir yazı... Seviliyorsun Cemal abiiii....

  • Enes BELADA
    30-12-2018

    Abi çok güzel bir yazı olmuş. Çok heyecanlandırdı beni. Bizim de 6 sene önce ilk defa gelip burada ev tutma maceralarımız ve içimizdeki dava heyecanını hatırlattı. Gerçekten bereketin hangi kaşıkta saklı olduğu hiç belli olmaz. Evdeki arkadaşlarımızla beraber okuduk yazıyı. Hepimiz çok beğendik.

  • Barış Çubuk
    30-12-2018

    Cemal abi, yüreğine sağlık.

  • Ahmet Dursun
    29-12-2018

    Allah o günlerdeki samimiyet ve ihlası müslümanlara tekrar bahşetsin. Eyvallah Cemal abi...

  • İdris Şekerci
    29-12-2018

    Abi okurken öğrencilik yıllarım geldi aklıma . Kamp günleri geldi gözlerimin önüne.. Parizyen çorap ile kocaman bir tencerede demlediğimiz çay. Yağan yağmurdan kendimizi korumak için çadırın kenarlarından açtığımız su arkı ve daha nicesi... Yüreğinize sağlık Abi...

  • Yusuf Kültür
    29-12-2018

    Yüreğine sağlık abi, ne güzel anlatmışsın

  • Ali şimsek
    29-12-2018

    Müminin mümine karşı durumu tuğlaları birbirine kenetlenmiş bir bina gibidir hadisi geldi aklıma.Dışardan sağlam ve nizami içerdense bir okadar samimi ve içten.Allah razı olsun abi

  • Faruk Eşlik
    29-12-2018

    Allah razı olsun ağabey. Kaleminize vefalı yüreğinize sağlık.

  • AHMET
    29-12-2018

    Abi Kalemine yüreğine sağlık ne güzel yazmışsın.. okurken yazınızı o günleri ben de yaşadım .. Allah razı olsun.

  • Ali ÇELİK
    29-12-2018

    Kıymetli ağabey: Yazınızı okuyunca şartlar her nasıl olursa olsun hatıra biriktirmenin ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu bir kez daha idrak etmiş oldum. vesile ile hürmetlerimi arz ediyor, muhabbetle selamlıyorum.

  • Adem. Oklu
    29-12-2018

    Adem Oklu: Cemalim Rabbim senden ebeden razı olsun. Eski hatıralar canlandı kalbimizde. Ahirette senin adına şahitlik edeceğim. Verdiğin emekler, güzel bir insanlık hareketiydi. Riyasız, gösterişsiz, ihlaslı, gönülden ve sadece Allah rızası içindi.

  • Serdar Pop
    29-12-2018

    . Evin içine girmiştik ya, ne gam… Bir nal tamamdı, geriye kalan bir atla üç naldı. İki elin parmakları kadardık ama dünyayı değiştirebileceğimize olan inancımız tamdı. Abi Allah sizdrn daim razi olsun. Emaneti iyi tasiyamadik biz. Ama arkanizda biraktiginiz iz bizim bir nebze olsa yolumuzu bulmamizi sagladi. Daimen Allah razi olsu. Havz-i kevsere vesile bir amel olsun.

  • AbdulMevla Murat
    29-12-2018

    Adam gibi adamlardan, has adamlardan birisi; sevgili Cemal ağabeyimiz... Kalemine, yüreğine sağlık... 30-40 sene önce de samimi-sıcak-has adamdın, bugün de öylesin...

  • Hasan Dede
    29-12-2018

    Abi Allah razı olsun, kalemine sağlık. Okurken kâh hüzünlendim kâh gülümsedim. Ama daha çok üzüldüm. Kendime, kardeşlerime üzüldüm. Bizler bunca imkan içinde üniverisite okuduk. Elhamdülillah çok güzel kardeşliklerimiz oldu ama mücadelesi çetin olmayan dostlukların rehaveti çok oluyor sanırım. Belki bu yüzden kardeşlerimiz de bizim gibi olanlardan müteşekkildi. Bizim olan bize hep yetiyormuş gibi geldi. Bu yüzden hep aynı kardeşlerimizle konuştuk, buluştuk. Farklı yerlerde birçok halkamız oldu belki ama o halkaları bir araya getirip kardeşliği tek bir halka etrafında büyütemedik. Bizim evlerimiz sizinkiler gibi değildi ama elhamdülillah Rabbim bizim arkamıza sizin gibi abilerimizi koydu. Ama görüyorumki bizler ne öğrendiysek o evlerde öğrenmişiz. Bunu en iyi çalışma ve aile hayatında anladım. Allah razı olsun abi.

  • Abdullah haun Boyacıoğlu
    29-12-2018

    Çok duygulandım Cemal amca.. O zamanki samimiyeti gayet güzel hissettim, hissettirdiniz Allah razı olsun. Çok da akıcı yazmışsınız, nasıl sonuna geldigimi hiç anlamadım. Kaleminize sağlık. İnsan hakikaten duygulanıyor o zamanlardaki samimi ortamı duyunca, dinleyince.. Bir de şimdiye bakıyorum arada dağlar kadar fark var.. "Zor zamanlar, güçlü insanlar yetiştirir; rahat zamanlar zayıf insanlar yetiştirir" diye bir söz okumuştum, o geldi hatırıma.. Allah sizdeki samimiyetten bizlere de nasib etsin inşaAllah.. Sayılarınızı arttırsın..

  • Daha Fazla Yorum