Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

İşimize bakalım

Akif EMRE

19-04-2019

İşimize bakalım
Çok heveskarız. Hevesimiz ayağımızın sabit kadem olmasını engelliyor. Bunun pratik karşılığı hiç kimsenin işgal ettiği yerin gereğini yapmaması...Bu da genel bir kalitesizliği, her şeyin yarım kaldığı ama herkesin her şeyle ilgilendiği bir durum ortaya çıkartıyor.

Herkesin toplumsal piramidin en tepesine göz diktiği, yani iktidar ve güce odaklandığı hastalıklı ortamda kimse kendinden bekleneni hakkıyla yerine getirmek ve en iyisini yapmayı göze almıyor. Çünkü hepimizin daha büyük hedefleri, yapması gereken “büyük iş”leri var. Cemaatlerden gönüllü teşekküllere, akademyadan bürokrasiye kadar kimse yerinden memnun değil ya da kendinden beklenen işlevi karşılamayı önemli bulmuyor. Cemaatler siyasetçi gibi konuşuyor, siyasetçi din vaz ediyor, aydın komplo teorileri üretmek ya da propaganda makinesine yakıt ikmal etmekle meşgul. O yüzden ayakkabı boyacısından yayıncısına kadar kimse mesleğinin gereğini yerine getirerek yükselmek derdinde değil. Hayat parçalanmaz değil ama sınırların birbirine karıştığı durumun adı da bütünlük değil.

Her an karşımıza çıkan bu pratik arızalar aslında hayata karşı takındığımız tutum ve ona yüklediğimiz anlamdan bağımsız olamaz. İş hayatında yırtıcı, hırslı, acımasız bir insanın özel hayatında son derece sevecen rol üslenebilmesi modern oluş şartlarından sayılır.

Modern insan bütünlüğünden koparıla koparıla modernleşir. İş ahlakı ile genel ahlak ilkeleri birbirinden ayrılır, tekleştirilir. Din, var oluşumuza anlam vermek, tüm varlığımızı kuşatmak yerine parçalanır. Dini olan, olmayan; özel olan olanla kamusal olan otantik olarak birbirinden koparılır.

Hayatı katı çizgilerle ayırmak ne kadar mümkün? Yaşadığımız bir günü özel, kamusal, dini, siyasi, sosyal, profesyonel gibi departmanlara kesin çizgilerle ayırabilir miyiz? İş hayatımızla özel hayatımız gerçekten tümüyle birbirinden kopuk mudur? Toplumsal davranışlarımız, ilişkilerimiz, beklentilerimizle içsel deneyimlerimiz birbiriyle hiç çakışmadan ayrı mecrada akabilir mi? Dini hayatımız, inancımızla iş ilişkilerimiz, iş ahlakı ile hayatın kalan kısmındaki tutum ve değerlerimizi birbirinden koparmak mümkün olabilir mi?

Yaşadığımız modern hayatın dayatmaları ya da gereklerinin biçim verdiği davranış modelleri ile düşünüş ve hayatı algılayış şekli arasında ister istemez bağlantı var. Hayatı bütüncül değerlendiren, akıl ve fizik ötesiyle irtibatlı insan tipi ile modern insanın farkı çelişkilerinde ortaya çıkar. Biri hayatı departmanlara bölmeden ontolojik bir bütünlükle hayata ve eşyaya bakar diğeri ise hayatı ve anlam dünyasını parçalı ele alır. Hayat tarzı ne olursa olsun insan, hayatını anlamlandıracağı bir arayış içindedir.

Profesyonelce bir iş yapabilmek; ahlaki, dini değerleri karıştırmadan, özel tercihlerine rağmen piyasa kurallarına uygun, rolü üstlenerek başarmaktır. Bunun rasyonel izahı da hayatın bütünlüğünün, değerler sisteminin parçalanmasını gerektiriyor.

Bu gerekliliğe rağmen direnebilmek ve bütünlüklü bir hayatı sürdürebilmek Müslüman olmanın gereği. İnandıklarımızla yaşayışımız yani amel arasında mutlak çelişkisizlik imkansız. Mutlak çelişkisizlik iddiası mutlak günahsızlığa götürür ki bu da beşer olmanın hilafınadır.

İnsanın inandığı, savunduğu değerlere ve ahlaki ölçülerine göre tutarlı bir hayat sürme çabası bizzat onun varlığını bütüncül bir anlam zeminine oturtur.

Herkesin kendi işini en iyi şekilde yapması bu bütüncül anlayış içinde anlam kazanır. Kozmozda nasıl bir yer işgal ettiğimiz sorusu, birey olarak neyi nasıl yaptığımız sorusundan ayrı düşünülemez.

Yaşamakta olduğumuz pratik ne katı bölümlenmiş hayat tarzına, kurallara uyuyoruz ne de tüm bunların yerine bütüncül bir anlam dizgesine.

Profesyonel etiği ahlakın yerine ikame eden parçalı bir hayat örgüsü modern insanı bazı yönlerden rahatlatıyor. İnsan olmanın hayat karşısındaki bütüncül sorumluluğundan iç çelişkilerinden kurtarıyor, daha doğrusu çelişkilerin görmezden gelinmesini sağlıyor. Böylece iş ilişkilerindeki çelişkiler, orada yüklenilen rol ile gerçek hayattaki kişilik ve değer çatışması ahlaki ölçülere sığmasa da etik çerçevede halledilmiş oluyor.

Tüm bunlara itiraz ederken arada kalmışlık sendromu yaşıyor insanımız. Modern zamanların insan tipinin gerektirdiği davranış biçimlerinden, alışkanlıklarından ve de sorumluluklarından kaçarken hayatın tümünü kuşatan metafizik gerilimden de kaçıyoruz. Hayatın tümüyle kozmik hiyerarşinin içinde anlamlı bir ilişki kurabilecek bir hayat tarzı, dünya görüşü, eylem biçimi ve ilişkiler ağı kuramıyoruz. Aksine nostaljik bir mistisizme kaçan, hayattan ve gerçeklerden kopuk bir gelenek ama profan bir iş ve gündelik hayat örgüsü aynı anda devam ettiriliyor.

Bu çelişki sonunda kendini üretim tüketim döngüsüne teslim eden ama zihninin bir köşesinde de mistik heyecanlar ve hazlar duyan, yaşadığı derin çelişkiye sünger çeken bir tür obezite hali yaşatıyor.

bizden beklenen pratik ve varoluşsal sorumlulukları terk edip muhayyel, doğrudan üstümüze vazife olmayan alanlarda oyalanmak maddi bedeli de olan kozmik bütünlüğün başka bir parçalama şeklidir...

Kaynak: Yeni Şafak




Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!