Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Zamanı aşan medeniyet: Özbekistan

imh.org

20-06-2019

Zamanı aşan medeniyet: Özbekistan

Geçtiğimiz Cuma (14 Haziran 2019) günü İstanbul’da Bahariye Mevlevihane’sinde gerçekleştirilen “Zamana aşan medeniyet: Özbekistan” sempozyumuna ilgi büyüktü. Cumhurbaşkanlığını himayesinde ve İnsan ve Medeniyet Hareketi tarafından organize edilen sempozyuma Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TİKA'nın destek verdiği, İstanbul ve Marmara üniversitelerinin iş birliğiyle hazırlanan "Zamanını Aşan Medeniyet: Özbekistan” sempozyumunda konuşma yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, "Kurtuluş Savaşımız sırasında, tüm imkansızlıklara rağmen Buhara-i Milliye hazinesinden Türkiye'ye gönderilen destekleri, buna vesile olan Buhara Meclisi üyelerini unutmadık, unutmayacağız. Milli mücadelemizin başarıya ulaşmasını Taşkent Meydanı'nda kutlayan kardeşlerimizin de kalbimizdeki yeri müstesnadır” dedi. Açılış konuşmasını yapan Sempozyum Koordinatörü Prof. Dr. Rahmi Deniz Özbay, sergi ve sempozyuma katkılarından dolayı İMH Kurucusu Mehmet Güney, Bahariye Sanat Atölyeleri Kurucusu Meryem Güney, Selma Topkara, Mehmet Bulayır ve destek ekibine teşekkür etti.

Buhara ve Semerkand!

“Zamanı aşan medeniyet: Özbekistan” sempozyumuna aslen Özbekistanlı Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Nadirhan Hasan’ın haberdar etmesiyle katıldım. Nadirhan hoca da “Hoca Ahmet Yesevi” üzerine bir sunum yaptı. Sempozyum esnasında Özbekistan’ın İstanbul Başkonsolosu Alişer Botirov ile Nadirhan hoca tanıştırdı. Alişer Bey’e genç, dinamik, samimi ve iletişime açık biri olarak gördüm ve Özbekistan adına sevindin. Hatta Alişer Bey 72 saat kapımız açık diye de espri yaptı. 

Yazar, hat ve ebru sanatçısı Prof. Dr. Uğur Derman, Özbek Türklerinin Türkiye’ye ve İstanbul’a verdikleri önemi hatırlatarak, "Hacca giden Özbekler İstanbul'a uğrayıp Eyüp Sultan'ı ziyaret etmezlerse, sanki hacları eksik kalacakmış gibi bir düşünce içindeydiler” bilgisine verdi.

Osmanlılarda ve İslam aleminde Semerkand Buhara'nın eskiden beri önemli bir yeri bulduğunu belirten Derman, Özbekistan'ın Müslümanlar için önemini ifade eden ve Süheyl Ünver'in 80 sene önce kendisine naklettiği bir beyiti aktardı. Osmanlı devrinde de Semerkand ve Buhara ile ilişkilerin var olduğunu dile getiren Derman, “Bunu en çok sağlayan kuruluşlar da İstanbul'da açılmış olan Özbek dergahları. Bildiğim en geniş olanı Üsküdar'daki sultan tepesindeki dergahtır. Eyüp Sultan'da ve üçüncü olarak da kadırgaya inerken bir dergah var. Ebru sanatının İstanbul'da 17 asırdan itibaren revaçta olmasına rağmen 18 yüzyılda unutulmaya yüz tuttuğu bir anda Buhara'dan gelen önemli isimler sayesinde İstanbul'da tekrar devam etme imkanı bulmuştur. Üsküdar'daki Özbekler tekkesi şeyhi Sadık Efendi'nin oğlu Edhem Efendi'nin talebesi, dergahın müdavimlerinden Necmeddin Okyay'dan, Özbeklerin hac yolcuğuna ilişkin dinlediği bilgiyi aktardı.”

Minyatür, hat ve ebru!

Sempozyumu takip eden akademisyen, sanatçı ve ziyaretçiler, "Zamanını Aşan Medeniyet: Özbekistan" sergisinde izlenime sunulan minyatür, hat, ebru gibi çeşitli sanat dallarından eserleri inceleyerek yoğun ilgi gösterdi. Sempozyuma Mustafa Budak, Hayati Develi, Rıdvan Öztürk, Hüseyin Yıldırım, Süleyman Kızıltoprak, Mehmet Seyfettin Erol, Ömer Türker, Osman Aydınlı, Nadirhan Hasan, Necdet Yılmaz gibi isimlerin de arasında yer aldığı Türk ve Özbek 28 sanatçı ile 34 akademisyen katıdı.

Türkiye ve Özbekistan’dan akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumda "Geçmişten Günümüze Özbekistan", "Kadim ve Ortak Düşünce Geleneğimiz", "Kültürel Ortaklıklarımız", "Ortak Halk Mirasımız Dilimiz", "Geleneksel Sanatlar ve Ortaklıklarımız", "Geleneksel Mimari ve Ortaklıklarımız" başlıkları altında; tarih, dil, kültür, sanat, mimari, edebiyat, felsefe ve düşünce geleneği gibi konular ele alındı. İki ülke arasındaki çok yönlü iş birliğine katkı sunmak amacıyla hayata geçirilen etkinliğin ikincisinin 7-15 Eylül arasında Taşkent’te yapılması planlanıyor. Sempozyum vesilesiyle başta Prof.Dr.Mahmut Kaya olmak üzere, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alparslan Durmuş ve yine kurul üyesi Dr.Hüseyin Korkut ile selamlaştık.

Hazar’dan Çin’e!

Prof. Dr. İsmail Coşkun'un yönettiği "Geçmişten Günümüze Özbekistan" başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Mustafa Budak, Türk İslam coğrafyasının Hazar Denizi'nden Çin'e kadar devam eden geniş bir coğrafya olduğunu belirterek, “Bugün Türkistan coğrafyasında 5 devlet bulunsa da bu devletler arasında gelişecek olan siyasi, askeri, kültürel ve ilmi ilişkiler, Türkistan idealini canlı tutacaktır. Özbekistan'ın bulunduğu coğrafyanın 15. yüzyıl ortalarına kadar bir İslami ilim ve kültür merkezi olmuştur. İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet'in teşvikiyle ilim merkezi İstanbul'a kaymıştır. Ortak bir dilin ortaya çıkartılması için gazete kitap gibi çalışmaların da yapılacağı bir dil merkezinin kurulması gerekir” dedi.
 

Ahmed Yesevi'nin etkisi var..

"Kadim ve Ortak Düşünce Geleneğimiz" başlıklı oturumda "Türkistan'dan Anadolu'ya Müşterek İrfan Mirasımız: Ahmed Yesevi" konulu bir konuşma yapan Prof. Dr. Nadirhan Hasan ise Anadolu'da gelişen tasavvufi halk edebiyatının oluşmasında Ahmed Yesevi'nin etkisi çok büyük olduğunu söyledi.

Ahmed Yesevi takipçilerinin etkisiyle 13. yüzyılda Anadolu'da bir Türk halk edebiyatının gelişme gösterdiğini anlatan Hasan, "Bu gelişmedeki en önemli şahsiyetler Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre'dir." dedi. Hasan, "Yesevi dervişleri din ve tasavvuf çalışmalarıyla milli görüş ve düşüncelere uygun olarak iş yapmış, vatan duygusu ve milli ruhu yüksek tutmuşlardır. Ana dilleri olan Türkçeyi kullanarak, şiir ve ilahiler söylemişlerdir. Böylece Türkçe'nin lisan ve edebi yönden güçlü bir dil olduğunu göstermeye muvaffak olmuşlardır. Neticede Türk dili tasavvuf diline dönüşmüştür” dedi.
 

“Nakşibendiliğin temeli Özbekistan’da atıldı"

Dr. Öğr. Üyesi Necdet Yılmaz da "Özbekistan ve Türkiye'nin Ortak Kalbi Şah-ı Nakşibend ve Nakşbendilik" başlıklı bir konuşma yaptı. Nakşibendiliğin temelinin coğrafi zemin olarak bugünkü Özbekistan topraklarında atıldığını, Nakşibendilik tarihi boyunca ve bugün de silsile büyüklerinin ve hocalarının hatırasının canlı tutulduğunu dile getiren Yılmaz, "Hatm-i Hacegan bu tarikatın toplu olarak yaptıkları zikir çeşididir. Silsilede yer alan şeyhlerin adlarının anılması da bu vesileyle önemli bir ritüel haline getirilmiştir. Bugün Özbekistan topraklarında türbe veya kabri bulunan Nakşi silsilesinde yer alan şahsiyetler arasında Abdülhalık-ı Gücdüvani, Arif-i Rivgeri, Mahmud İncir-i Fağnevi, Ali-i Ramiteni, Muhammed Baba-ı Semmasi, Emir Külal, Muhammed Bahaüddin Nakşibend, Muhammed Parsa, Alaeddin-i Attar, Ubeydullah-ı Ahrar, Derviş Muhammed Emkenegi ve Hacegi-i Emkenegi de bulunmaktadır.”
 

"8 oturumda toplam 24 tebliğ sunuldu"

Ali Şir Nevai ve Uluğ Bey salonlarında "Ortak Halk Mirasımız Dilimiz", "Kültürel Ortaklıklarımız", "Kadim ve Ortak Düşünce Geleneğimiz", "Geleneksel Sanatlar ve Ortaklıklarımız" ve "Geleneksel Mimari ve Ortaklıklarımız" gibi başlıklarla gerçekleştirilen diğer oturumlarda ise Özbekistan coğrafyasının medeniyet ve kültür tarihi üzerindeki etkileri ele alındı. Kapanış oturumunda söz alan Prof. Dr. Mahmut Kaya, Prof. Dr. Demet Binan, Prof. Dr. Hayrunnisa Alan ve Prof. Dr. Murteza Bedir sempozyumun genel değerlendirmesini yaparak, Özbekistan konusunda yapılacak çalışmalara yönelik öneri ve tavsiyelerini dile getirdi. Oturumu yöneten Dr. Fahri Solak, sempozyumda 8 oturumda toplam 24 tebliğin sunulduğunu belirterek, sempozyumda hem sanat, mimari, güzel sanatlar konusunun hem de akademik konuların bir arada ele alındığının altını çizdi. Program, hatıra fotoğrafı çektirilmesiyle sona erdi.

Dünya karanlık çağı yaşarken “altın çağ” bu topraklarda yaşanıyordu. Dünyaca ünlü düşünürler, bilim ve fen adamları, din âlimleri ve kumandanlar yetişti bu topraklarda. Varlıkları, düşünceleri ve icraatlarıyla yalnızca İslam medeniyetinin değil tüm insanlığın bilim dünyasına önderlik ettiler. Hâlâ eserleri ve fikirleriyle yeni nesillere ufuk açmaya devam ediyorlar.
 

Türkiye-Özbekistan

Türkiye ile Özbekistan, Türk dünyasının önemli iki merkezidir. Özbekistan ve genel olarak Orta Asya, tarih boyunca birçok farklı kültür ve medeniyete ev sahipliği yapmış, bu coğrafyada birçok devlet kurulmuştur. Akhun, Karahanlı, Gazneli, Harezmşah, Çağatay, Timur ve mirasçı hanlıklar, günümüz Özbekistan topraklarını da içerecek bir şekilde bölgede kurulan devletlerin başlıcalarıdır.
 

Maveraünnehir’den çıkıp tüm medeniyet coğrafyamıza ve kültür dünyamıza yeni eserler kazandırılması ve bu iki alanın gelişimine katkı sağlanması ile son yıllarda yeniden şahlanan Türk dünyasının birlik ve beraberliğinde, güce güç katılması hedeflenmektedir. İki ülkenin bilim adamları ile sanatçılarını bir araya getirerek iki halk arasında ortak değerleri hatırlamak, genel olarak Türk dünyası için bir işbirliği örneği de oluşturacaktır.
 

Zamanını Aşan Medeniyet: “Özbekistan” Sempozyumunun yapılmasına vesile olan başta İnsan ve Medeniyet  Hareketi olmak üzere emeği geçen kurum ve kuruluşları tebrik ve teşekkür ediyorum. Yeni dönemde Türkiye ve Özbekistan ilişkilerinin yeniden canlanmaya başlaması, aramızdaki ilişkilerin tekrar güçlü bir şekilde kurulması, ortak medeniyet kaynaklarımızdan beslenerek yeni atılımların ve açılımların geliştirilmesi, Türkiye ve Özbekistan arasındaki muhtemel işbirliklerinin geleceği için son derece yararlı ve ümit verici görünmektedir.

KAYNAK: İTTİFAK GAZETESİ

 



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!