Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

AYART(IL)MA

Kamil ERGENÇ

30-08-2013

AYART(IL)MA
Mısır ve Suriye özelinde yaşananlar hakkında, maalesef, Müslümanların küresel enformasyon odaklarının ayartıcılığına kapıldığını ifade etmek durumundayız. Müslüman halklar kendi aralarında sağlıklı ve güvenilir bilgi akışını sağlayacak bir zeminden uzak olduklarından, Mısır ve Suriye hadiselerini değerlendirirken tezlerini küresel enformasyon kartellerinin verdikleri malumatlar üzerine kurmak zorunda kaldılar. Bu enformasyon kartelleri ise olayları anlatmada seçtikleri “dil’’ ile kasıtlı bir ayartıcılık görevi yaptılar.
 
Mısır hadisesinde özellikle İhvan’ın hatalar yaptığı ve siyasal alanda başarısız olduğu tezi işlenerek -ki ihvan’ın siyasal mücadelesi ayrı bir tartışmanın konusudur- darbe süreci masum ve meşru gösterilmek suretiyle özelde halkı Müslüman ülkeler genelde ise dünya halkları bilgi kirliliği ile ayartıldı. Hassaten Batı medyasının kendi insanına haber/bilgi sunarken seçtiği ‘’dil’’, Mısır da meşru bir idarenin gayrı meşru argümanlarla devrildiği şeklinde değil de, İslamcılarla ordu arasında ‘’çatışmalar’’ yaşandığı şeklinde verildiği için, Batı kamuoyu Mısırda ki süreç hakkında sağlıklı bilgilendirilmedi. Türkiye medyasında dahi Mısır meselesinin sağlıklı değerlendirildiği söylenemez. Bilgi/haber odaklarının ayartıcı dili tüm diğer mevzularda olduğu gibi Mısır ve Suriye meselesinde de belirginlik kazanmıştır.
 
Suriye de kimyasal saldırı neticesinde yaşananlara bakıldığında ise enformatik ayartmanın en şiddetli versiyonuyla karşılaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz vasatta savaş çığırtkanlığı başını alıp gittiğinden ve medya narkozuyla insanlık anesteziye maruz bırakıldığından, bazı gerçekleri konuşma imkânı da ortadan kalkmış görünüyor. Kolonyalist emellerin gerçekleştirilmesi için malzeme temini ihtiyacında olanlar gerekli malzemeyi masum çocukların katli üzerinden bulmuş görünüyorlar.
 
Küresel tuğyan çetesinin Şam da ki temsilcisi Eset’in kimyasal silah kullanacak tıynette biri olduğu gerçeği inkâr edilemez. Şimdiye kadar binlerce insanı katleden birinden kimyasal silah hassasiyeti beklemek abes olur. Fakat bu saldırının hemen ardından yüzyıl önce bölgenin haritalarını çizenler tarafından bir müdahale planlanması üzerinde dikkatle düşünmek gerek. Kanaatimce asıl üzerinde durulması gereken nokta, şimdiye kadar yüz binden fazla ölü ve yaralıya ve binlerce muhacire rağmen seyirci kalan Küresel barbarlığın -ki biz bu barbarlar güruhundan zaten bir beklenti içinde değiliz- bu saldırıyla birlikte insanlık damarının! kabarmış olmasıdır. Sanki kimyasal haricindeki silahlarla öldürmek normal ve kabul edilebilirmiş gibi, kimyasal silahı gerekçe göstererek Suriye’ye müdahale zemini oluşturmaları yakın tarihi gözden geçirdiğimizde ironik bir duruma işaret ediyor.
 
İran devrimini henüz tazeyken boğmak arzusundan mütevellit başlatılan İran-Irak savaşı, küresel barbarlığın zihin kodlarıyla ilgili olarak bize fikir verebilir. Saddam’ın tepeden tırnağa silahlandırılarak en ahlaksız yöntemlerle kışkırtılması bugün Suriye’ye insanlık için müdahale etmeye hazırlananlar tarafından yapılmıştı. Halepçe de ki kimyasal katliama sessiz kalan ve hatta kimyasal silahları bizzat Saddam’a veren Batı, bizim hafızasızlığımızdan istifadeyle, bugün kurtarıcı rolü oynamaya geliyor. Yine aynı Batı’nın Serebrenitsa’da BM gözetiminde Sırp Çetnik çeteleri aracılığıyla işlenmesine göz yumduğu sistematik katliamlar ise henüz hafızalardaki tazeliğini koruyor. Yani bugün kurtarıcı rolü oynayanların gasıp, işkenceci, işgalci ve müfsit olduğunu hatırlamak durumundayız.
 
Henüz Suriye’ye müdahale başlamadan zihinleri kodlama çalışması, küresel enformasyon kartelleri ile başlatılmış görünüyor. Ekranlar savaş ve silah uzmanlarından geçilmiyor. Bu uzmanlar sayesinde bütün silah markalarını, menzillerini ve tahrip güçlerini öğrenmiş olduk. Kullanılacak silahların menzili, ağırlığı ve fiyatı devletin TRT sinde bile açıkça verilebiliyor. 1. Körfez savaşında Bağdat bombalanırken BBC ve CNN in ekranların sağ alt köşesinde, kullanılan silahlarla alakalı bilgi vermesine benziyor yaşadıklarımız. Gazeteler ve Televizyonlar uzman sıfatlı kişilerle savaş stratejilerini konuşuyor. İnsanlık bir barbarın bir başka barbar eliyle nasıl ortadan kaldırılacağını! heyecanla bekliyor.
 
Yapılacak müdahalenin Esat’ın devrilmesini sağlayıp sağlamayacağı ise tam bir muamma. Doğu Akdeniz in küresel güçlerin iştahını kabartan enerji rezervlerine sahip olduğu gerçeği hatırlandığında, Rusya’nın çıkarları sağlama alınmadan Suriye’de bir sonuç almanın mümkün olmadığını görmek gerek. Rusya, Libya da NATO tarafından uğradığı ihaneti unutmuş değil. Bu nedenle Suriye’de işini sağlama almaya çalışıyor. Tartus limanının kontrolünden çıkacağını gördüğü anda olayların seyri değişebilir. Nitekim Tartus limanı Rusya’nın Akdeniz deki tek üssü olma özelliği taşıyor.
 
Bizi asıl ilgilendiren ise bu müdahaleyle Müslümanların kendi meselelerini çözmekten aciz oldukları algısı bir kez daha, başta Müslümanlar olmak üzere, tüm dünyanın zihnine kazınmış olacak. Batı’nın yüzyıl ve otuz yıl savaşlarında yaşadığı mezhebi ayrışma süreci coğrafyamıza taşınmaya çalışılıyor. İran’ın ve Hizbullah’ın Suriye deki tutumundan dolayı, Irak ta olduğu gibi, mezhebi ayrışmalar derinleşerek ciddi kutuplaşmalar yaşanacak. İran ve Hizbullah, Suriye deki tutumlarından dolayı Müslüman halklar nezdinde kendilerini ayrıştırdıkları için küresel barbarlığın saldırıları karşısında yalnızlaşacak. Körfez Krallıkları’nın, en başta da Suud’un, çabalarıyla bölgedeki İslami hareketler, özellikle Müslüman kardeşler, Hamas ve Özgür Suriye Ordusu içindeki İslami unsurlar, terörize edilerek marjinalleştirilmeye/el-kaideleştirilmeye çalışılacak.
 
Bağdat’tan sonra İslam ilim geleneğinin en köklü merkezlerinden biri olan Şam, dahili barbardan yediği darbenin daha şiddetlisini harici barbarlardan yiyecek. İlmi ve entelektüel mirasımız, Bağdat’ta yapıldığı gibi, çalınarak Avrupa üniversitelerine oryantalist çalışmalara malzeme olması için götürülecek. Ümmet, en önemli ilmi havzalarındaki bu tahribatla daha da hafızasızlaştırılarak liberal/demokratik/seküler batı değerlerine mecbur ve mahkûm edilecek. Sadece binalar yıkılıp canlar heba edilmeyecek. Tarih ve medeniyet çalınacak/imha edilecek.
 
Sırada kimin olduğunu söylemeye gerek yok. Müslümanların coğrafyalarında ihdas edilmiş olan yapay sınırlardan kendilerini kurtararak ümmet perspektifiyle düşünmeleri gerekiyor. Etnik, mezhebi, kültürel, coğrafi farklılıklar ayrıştırıcı unsurlar olarak değil, ancak muarefenin nesnesi olarak görülmelidir. Müslümanlar hiziplerini ve cemaatlerini mutlaklaştırma arzusundan kurtularak birbirleriyle görüşme, konuşma ve ortak hareket etme hukukunu geliştirmek mecburiyetindedirler. Hiç bir hizip ve cemaat kendisini merkeze alarak diğerlerini dışlayıcı/ötekileştirici bir tutum benimsememelidir. İstişare mekanizmasını canlı tutarak kendi meselelerimizi konuşup çözeceğimiz zeminler inşa etmek durumundayız. Vesselam…
 
kamilergenc@hotmail.com
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!