Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

"GEZİ" ÜZERİNDEN DARBE GİRİŞİMİ

Cemal BALIBEY

10-09-2013

"GEZİ" ÜZERİNDEN DARBE GİRİŞİMİ
Türkiye, son 10 yıldır içe kapanık bir dış politikadan, çevresine açılan ve daha etkin bir dış politika izlemeye başladı. Bölgesel planda kapsayıcı bir milli kimlik oluşturma, siyasi bağımsızlığını bozmadan kültürel/ekonomik anlamda örtüşen işbirliğine gitme stratejisi izliyor.
 
Kürt meselesinin çözüme girdiği, iliğimizi sömüren İMF’nin evine gönderildiği, ordunun siyasetten elini çektiği bir Türkiye, eskisinden daha güçlü bir Türkiye’dir. Dünyada yükselen bir Türkiye, çok uluslu şirketleri, dünya siyasetini dizayn etmek isteyen güçleri tedirgin etti. Ayrıca, yüzyılı aşkın bir süredir kendilerini bu ülkenin efendileri sayanlar, yakın yıllarda bu ülkenin zencileri (!) tarafından yönetilmeyi kabullenemediler. Türkiye’nin ve idarecilerinin frenlenmesi ve ehlileştirilmesi gerekiyordu.
 
Askeri vesayetin yerine sokakların vesayetini getirerek siyaset alanını daraltmak istediler. Gezi Parkı’ndaki ağaçları koruma amacıyla başlayan eylemler, daha ilk dakikalarında Taksim Darbe Komitacıları diye nitelenebilecek bir grubun denetimine girdi. Bu eylemler, her aşamasında bazı mesleki örgütlerden, üniversitelerden, medyadan, sanatçı olarak bilinenlerden, vb. destek alan çok iyi çalışılmış eylemlerdir.
 
Bu eylemler, 1997’de rahmetli Erbakan’ı iktidardan uzaklaştıran 28 Şubat süreciyle büyük benzerlik taşıyor. Erdoğan’ın şahsında Türkiye’ye dair imajlar bu kez ‘despotluk, sultanlık ve padişahlık’ üzerinden tekrar üretildi. Batı medyası, 28 Şubat’ta verilen muhtırayı ertesi gün ağız birliği yaparak, alaylı yorumlarla, Erbakan’a ve onun temsil ettiği değerlere saldırgan bir üslupla vermişti. Askeri müdahaleye ise en ufak bir eleştiri yoktu.
 
Susurluk kazasının ardından ‘Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık’ eylemleri yapılmıştı. Ardından Sincan’da tanklar yürüdü, demokrasiye balans ayarı yapıldı. En büyük soyguncular ise Türkiye’yi yiyip bitirdi. Ancak, 97’de demokrasiye balans ayarı yapanların karşısında efendiliğini bozmayan Erbakan’ın aksine, bu kez hem efendiliğini bozmayan hem de dik duran bir Erdoğan var; arkasında da kenetlenen milletin kararlılığı… Bu kararlılık ona kılıç çekenlerin oyununu bozuyor. Aynı zamanda Batı’nın finans ve siyasi çevrelerinin kimyasını, yerli uzantılarının da anlam dünyasını tuz-buz ediyor.
 
Gezi Parkı eylemleri kesinlikle çevreci bir eylem değil, vesayet rejimini davet eden hareketlerdir. Tıpkı 27 Mayıs/12 Mart/12 Eylül/28 Şubat/27 Nisan darbe ve muhtıralarında onlara destek veren üniversiteler, medya, STK’lar, meslek odaları gibi.
 
Bir grup eylemci ağaçların gölgesinde özgürlük şarkıları söylerken, aynı amaçla hareket eden diğer kesimin sokakta estirdiği terör unutulmayacaktır. Sivil dikta dediler, sivil darbe yapmak için her türlü tezviratı yaptılar. Yalan haberler ilk defa bu kadar havada uçuştu. Olaylar bütün Türkiye’ye yansıdı, çığırından çıktı, dindar kesimin hayat tarzına yönelik aşağılamaya dönüştü; hatta çirkin saldırılara...
 
Yıllardır anti-emperyalist takılan ulusalcı solcuların ABD-Batı karşıtı oldukları iddiası hikayeden ibarettir. Gezi ayaklanması sırasında ABD makamlarından gelen açıklamalarla motive oldular. Sisi darbesini, Suriye’deki katliamları da can-ı gönülden destekliyorlar.
 
Eylemler sürerken Mimarlar Odası, 6. İdare Mahkemesi’nin Gezi Parkı ile ilgili iptal kararını, önceden öğrendikleri halde, eylemci gençlerden sır gibi sakladılar. Bu karar açıklansaydı, belki de olayların yatışması açısından olumlu bir etkisi olurdu. Anlaşılan, maksat üzüm yemek değil, bağcıyı dövmekti. Bu arada OMO/İstanbul şubesinin çektiği mesajlar var: Despot yönetim anlayışına(!) karşı durmak için meslektaşlarımızı Taksim’e çağıran. Kimin değirmenine su taşıdılar, farkındalar mı?
 
Bu olaylarda herkesin gerekçesi farklı olsa da şaşırtıcı olan, tanımları gereği yan yana bulunmamaları gereken bazı ideoloji sahiplerinin birdenbire aynı safta yer almasıdır. Bu olayların arkasındaki gücü iyi bildiği halde, onlarla işbirliğine giden kimselere söyleyecek söz bulamıyoruz. İmtihandan geçtiğimiz şu günlerde tarih, kimin nerede durduğunu bir kez daha ibretle yazacaktır. ‘Yanlış bilinç taşıyan kimseler, hedefi yıkmakta işbirliği yaptığı güçlerle bir yere kadar yürüyebilir. Fakat yeni bir hedef inşa edilmeye girişildiğinde, işbirliği halinde bulunduğu kimselerin hiç de aynı hedeflere sahip çıkmadığını görür, O zaman da iş işten geçmiş olur.’
 
Sonuç olarak: 
-Yeşil dokunun tahrip edilmesine her zeminde karşı çıkacak, meşru itirazımızı yapacak ve mücadele edeceğiz.
 
- Toplumsal talepler ne kadar meşru olursa olsun, bunu gerçekleştirirken başvurulan yöntemler meşru olmadıkça haklılık kazanamaz. 
 
 - Darbeler geleceğin katilidir.
 
- Türkiye düşmanlarının el ovuşturmalarına hiçbir zaman ve zeminde fırsat vermeyeceğiz. 
 
 -Bizler hiçbir zaman ve ahvalde öfkenin ve nefretin tuzağına asla düşmeyeceğiz. İnanmış bireyler olarak tek tek ve topluca, kardeşliğimizi kıyamete kadar koruma asaletini göstereceğiz.
 
Yükümüz artacağa benziyor. Türkiye olarak kendi iç sorunlarımızı bir şekilde çözmemiz gerekiyor. Sadece kendimizin değil, başkalarının da yükünü taşıyacak güce, birliğe, dirliğe ve ortak inanca ihtiyacımız olacak.

ORFAMDER BAŞKANI
CEMAL BALIBEY
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Yüksel Özcelik
    19-10-2013

    Selam Olsun Sana Sevgili Cemal Balibey, Bu yazi sayesinde yillar sonra da olsa senden bir haber almis oldum. Düsüncelerimiz ortak, umutlarimiz da öyle. Umarim sonumuz da hayirli olur. Seni cok özledim. Bir e-posta ile de olsa cevabini alabilirsem mutlu olacagim. Unutulmak kadar aci veren bir sey var mi acaba su dünyada? Baki selam, saygi ve muhabbetleirimle... Kardesin Yüksel Özcelik