Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

BATINİ DESPOTLUKLAR

Kamil ERGENÇ

01-10-2013

BATINİ DESPOTLUKLAR
Efsaneler, belli bir dönemin muhayyilesi hakkında fikir vermesi açısından oldukça önemlidir. İnsan, idealize ettiğini efsaneler yoluyla ortaya koymaya çalışır. Efsaneler gerçeklik payları olmamasına rağmen üretildiği dönemin dini, siyasi/politik, insan ve kâinat hakkındaki kanaatleri hakkında önemli veriler sunar. İnsan neden efsane üretme ihtiyacı hisseder? Neden olağanüstülükler insanı cezp eder? Sorularına isabetli cevaplar üretebilirsek efsaneleştirmenin neden bugün bile oldukça popüler oluşunu izah etmiş oluruz.
 
Efsane kültürünün en önemli temsilcileri Yunanlılar olarak bilinir. Antik dönemde üretilen efsaneler bugünkü Batı düşüncesinin zeminini teşkil eder. İnsanı tanrıdan bağımsız bir “beden” olarak kurgulayan modern düşüncenin, Antik Yunan efsanelerinde bedeni öne çıkaran figürler üzerinden hareket ettiği yadsınamaz. Kadının modernleşmesi ise şehvet ve güzellik tanrıçası olarak tesmiye edilen Afrodit figürü üzerinden olmuştur. İnsanın tanrı ile savaşının ve bu savaş neticesinde bilgi ateşine ulaşarak özgürlüğünü kazanmasının sembolü “Prometeus” Batı aydınlanmasının ulaşmak istediği insan figürüdür.
 
Antik Yunan efsaneleri Batı muhayyilesinin şekillenmesinde o kadar etkili olmuştur ki Batılı her birey aslında birer “Prometeus”tur. Modernitenin insan profili, tanrı ile savaşı şiar edinmiş ve dini olana karşı mevzilenmiş insandır. Modernitenin eğitim sistemi hayatın her alanının tanrısal olandan/din dilinden soyutlanması ve dinin ritüellere hapsedilmesi üzerine kuruludur. Modernite, rasyonaliteyi merkeze alarak din dilini/tanrısal olanı, insanın özgürlüğünü kısıtlayan bir argüman olarak görerek, hayatın dışına itmektedir. İnsan, ancak tanrısal olanla mücadele etmek suretiyle bağımsızlığını/özgürlüğünü kazanır anlayışı “Prometeus” efsanesinin bugünkü yansımasıdır.
 
Tanrıyla savaşarak özgürleşme fikri, Batı muhayyilesi açısından garipsenecek bir durum değildir. Çünkü Batı, Hıristiyanlığın bir sömürü ve zulüm aracı haline getirildiği bir süreç yaşamıştır. Ortaçağ Karanlığı ifadesi Batı açısından kabul edilebilir bir ifadedir. Din adamları sınıfı oluşturulmak suretiyle dinin bir sömürü ve rant aracı haline getirildiği bu dönem, Rönesans ve reform hareketleriyle yıkılmıştır. Kilisenin, Batı insanının muhayyilesindeki karşılığı tek kelimeyle, “zulüm” kavramıyla, açıklanabilir. Dolayısıyla din diliyle bu kadar sorunlu bir temas kurmuş olan bir zihnin tanrıyla arasına mesafe koyması normal karşılanabilir. Anormal olan bu anlayışın kendisini Müslüman olarak tesmiye edenler arasında da yaygınlaşmasıdır.
 
İslam’ın hayatın her veçhesini şekillendiren bir din olması, modern ideolojinin din dilinden arındırılmış bir hayat tasavvurunu reddeder. İslam, tanrı adına konuşan bir sınıf tesis etmediği ve ruhbanlığı reddettiği için, Batı da olduğu gibi din adına bir sömürgeleştirmeye izin vermez. Tevhidi dünya görüşü, hayata bir bütün olarak bakmayı ve o bütünün her zerresinde murad-ı ilahiye muvafık bir yaşamı pratikleştirmeyi öncelediği için, din adamlığı algısını ve dinin sadece belli bir sınıf tarafından anlaşılacağı yargısını kabul etmez. Dünyanın ahiretin tarlası olması gerçeği, İslam’ın hayatın içinde yaşanan bir din olduğunun ve insanın bu dünyadaki eylemlerine göre değerlendirileceği gerçeğini izhar eder.
 
İslam’ın hayatı şekillendiren bir din oluşu sekülerlik karşıtı olduğunu açıkça ortaya koymasına rağmen, Ezoterik/Bâtıni İslam anlayışlarının gittikçe revaç bulması İslam’ı hayatın dışına itme çabalarından bağımsız düşünülemez. Hayatı tüm kılcallarıyla kuşatan İslam, Ezoterik/Batıni yorumlar ve bu yorumların mutlaklaştırılması neticesinde sekülerleştirilmeye ve içeriksizleştirilmeye çalışılmaktadır. İlk bakışta oldukça masum gibi görünen bu Batıni yorum furyası, şeriatı/fıkhı tahfif etmektedir. İslam, sadece keşişvari bir hayatın olumlayıcısı noktasına indirgenmeye çalışılmaktadır.
 
Batıni/ezoterik yorumlar, şeriatın tatbik edilemeyeceği alanlar ihdas etmek suretiyle kutsal/dokunulmaz kişilikler icat etmektedir. Ed-din olan İslam, kutsal kabul edilen kişiler aracılığıyla tek yoruma ve tek akla hapsedilmektedir. Mukaddes Kur’an’ın ancak özel kişiler tarafından anlaşılacağı algısı yaygınlaştırılarak zımnen bir din adamları grubu oluşturulmak suretiyle, insanların Kitabi olanla bağları kesilmeye ve fakat şifahi bağları güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Şifahi bağlar muhatabı edilgenleştirmektedir. Kur’an’ın Mübin oluşu gözlerden ırak tutularak, anlaşılması güç bir metin olduğu algısı yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Batı muhayyilesinin din ancak din adamları aracılığıyla anlaşılır algısı Müslümanlar arasında da makes bulmaya başlamıştır.
 
Bütün zamanlara hitap edebilecek bir dile ve bütün zamanlarda pratize edilebilecek bir değerler sistemine sahip olan İslam, Ezoterik/Batıni argümanlar vesilesiyle hayatın dışına itilmeye ve yalnızca bazı ritüellere hapsedilmeye çalışılmaktadır. Bütün “an” ları kuşatması gereken İslam, özel gün ve gecelere has ritüeller yoluyla manevi tatmin vasıtası haline getirilmeye çalışılmaktadır. İslam’ın hayatı şekillendiren ve hayata müdahil olan yönü ıskalanarak yalnızca manevi bir tatmin vasıtası haline getirilmesi bugün üzerinde en fazla durulması gereken husustur.
 
Din dilinin görünür olmaktan uzaklaşması/soyutlaşması ve din olarak algılanan “şeylerin” sadece belli ritüellerden ibaret olması mukaddes ve mübarek İslam’ın başına gelebilecek en büyük tehlikelerden biridir. Mü’min kişi hayatının her veçhesinde aziz İslam’ın mukaddesatlarını pratikleştirme çabası içerisinde olmak mecburiyetindedir. İslam, kişi ile vicdanı arasına sıkıştırılamayacak kadar ulvi ve yücedir. Vicdanlara sıkıştırılmış olan bir İslam’ın, hayata dair söyleyebilecek hiçbir şeyi olmayacaktır. İslam; siyasal, sosyal, ekonomik, hukuki her alanda ilahi rızaya muvafık bir hayatın inşa edilmesi çabasını yüceltir.
 
Batıni/Ezoterik yorumlar, aynı zamanda, küresel istikbarın oryantalizm eliyle özellikle teşvik ettiği bir yöntemdir. Küresel istikbar, İslam’ın bütün bir hayatı kuşattığını Müslümanlardan daha iyi bildiği için, Batıni yorumlar eliyle İslam’ın tırnakları sökülmüş, pençeleri kırılmış ve heybeti dumura uğramış bir din haline gelmesi için olağanüstü çaba göstermektedir. Geleneğin içerisinde, Batıni yorumları ile dikkat çeken simalar özellikle öne çıkarılarak ideal Müslüman modeli olarak pazarlanmaktadır. Mübarek İslam’ın bütün bir hayata hitap eden bir değerler sistemi olduğunu ifade eden alim ve mütefekkirler terörize edilerek/marjinalleştirilerek, Müslümanlar batıni yorumlara mahkum edilmektedir.
 
Mukaddes İslam’ın irfan, züht ve hikmet gibi ulvi kavramları, İslam’ın içeriksizleştirilmesi için hoyratça ve cahilce kullanılmaktadır. İrfan, züht ve hikmet kavramları mecrasından uzaklaştırılarak hayatın dışında ve keşişçe bir yaşamın meşrulaştırıcısı haline getirilmektedir. İrfan, hikmet, züht kavramları kamil mümin olmanın ve bu kemalatı insanlığın önünde bir meşale haline getirmenin birer vesilesi iken, İslam’ı hayatın dışına taşıma gibi oldukça süfli emeller için kullanılmak istenmektedir.
 
İrfan, züht, hikmet kavramları, “Batıni Despotizmin” aracı haline getirilmek istenmektedir. Bu kavramlar kitlesel uyuşturma faaliyetlerinin sürekliliğine zemin hazırlamak için kullanılmaktadır. Bu kavramlarla soslanan Batıni/ezoterik yorumlar, kitlesel “anestezi” işlevi görmektedirler. Herkesin ancak uğruna çaba gösterdiğinin karşılığını alacağı Kelam-ı İlahisi gayet sarihken, Batıni/ezoterik yorumlar, tembelliğin ve düşüncesizliğin güçlendirilmesine hizmet etmektedirler. Vesselam…
 
Kamil ERGENÇ
kamilergenc@hotmail.com
 
 
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!