Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

ÜSTÜNLÜK NEREDE?

Kemal ÖZDEN

10-03-2014

ÜSTÜNLÜK NEREDE?
Aldatan Bizden Değildir...

Yerel seçimler öncesinde kamuoyuna sızdırılan, Başbakan Erdoğan ve çevresi ile ilişkili kişilerin görüşmelerinin dinlenmesi ülkenin birinci gündemi olma özelliğini koruyor. 17 Aralık’ta başlayan operasyonun sadece yerli aktörler vasıtasıyla sürdürülen bir darbe girişimi olmadığı artık bilinen bir gerçek. Ortaya konulan senaryonun küresel aktörlerin yönlendirilmesiyle oynandığı artık hissedilme düzeyinden görünürlük düzeyine çıktı. Paralel yapılanma diye adlandırılan devletin kılcal damarlarına sızan, planları deşifre olan örgütün aklını yönlendiren bir üst aklın varlığı ve bu üst aklın hedefinde nelerin ve kimlerin olduğu birer birer ortaya çıkıyor.

Ülkemizde seksen yıllık jakoben, inkarcı ve dayatmacı istibdadın ardından çözüm süreci ile başlayan normalleşme sürecinin baltalanma çabaları, dış politikada Türkiye’nin izlediği aktif siyasetin akamete uğratılması için her türlü oyunun gösterime sunulması, Türkiye’nin başta İslam coğrafyası olmak üzere Avrupa’dan Asya’ya Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar geliştirdiği ilişkilerin ilişkilerin eksen kayması olarak sunulması ve benzeri gelişmeler, Türkiye’nin uluslararası güç mücadelesinde pasif bir tavır takınarak saha dışına itilmesi için sürdürülen kara propagandanın bin bir türlü yollarından sadece bazıları.

Bugünlerde yaşanan paralel darbe girişiminin yargı, bürokrat, emniyet ayağı ile çeşitli tarihlerde devreye sokulan oyunların en tehlikelisi olduğunu paralel örgüt deşifre oldukça daha iyi anlamaktayız. Tam da burada altını çizmemiz gereken bir husus var. Türkiye’deki darbe girişimini planlayıp uygulamaya sokanlar cunta uzantısı, sistem bağlantısı olan odaklar değil.  Referansını dinden, İslam’dan, aldığını iddia eden bir örgüt bu girişimi yapmakta. Birileri Türkiye’de ki Müslümanları kendileri gibi olan, bu gelişmelere kadar öyle zannettiğimiz, bir cemaat/örgüt üzerinden hizaya getirmeye niyetli görülüyor.

Gazetelerde, haber programlarında, açık oturumlarda çok daha kapsamlı analizlere ve yorumlara rastlamak mümkün. Bu tartışmalara kendimiz de kayıtsız kalamıyor ve görüş serdediyoruz. İslamcı kalemler dergilerinde, köşe yazılarında politik ve stratejik tahliller yapıyorlar. Tüm bu bilgi yüklemeleri –aslında bilgi kirliliği daha doğrusu-  zihnimizi karıştırıyor. Meseleyi kendi kavramlarımızla sağlıklı bir yere oturtmak zorundayız.  Bu fitnenin Müslümanlar tarafından hangi zihin kodlarıyla yorumlanması gerektiği önemli bir sorun olarak ortada durmaktadır. Bu noktada Rabbimizin bize vahyettiği sözün emniyetine kendimizi teslim etmeliyiz. İzzet ve şerefin İslam’da olduğunu unutmadan, içinde bulunduğumuz sıkıntılardan kurtuluşumuzun ancak O’nun kılavuzluğunda gerçekleşeceğini unutmamalıyız.

Allah: (cc)“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hûd, 112) buyuruyor.  Allah Resulü (sav) ise şöyle buyuruyor: “Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir.” (Ebu Davud) Sahabeden Süfyan es-Sekafî (ra) kendisine, “Ey Allah’ın Resulü! İslâmiyet hakkında bana bir öğüt ver ki, sizden sonra artık kimseden bir şey sormaya ihtiyacım kalmasın.” Diye sorunca, Efendimiz (sav) “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.” buyurdu. Görülüyor ki Efendimiz (sav) doğruluk ve dürüstlüğü Allah’a imandan sonra dile getirmiş ve doğrulukla Allah’a iman arasında bağlantı olduğunu belirtmiştir.

Öyle bir dinin müntesipleriyiz ki bu düstur bile tek başına iman için yeterlidir. İnsanı erdemli ahlaklı kılmak için, otokontrolü sağlayan başka bir hükme gerek yok.

Yine Peygamber Efendimizin şu hadis-i şerifine kulak verelim;
“Siz şu altı hususta bana söz verin, ben de sizin cennete gireceğinize kefil olayım.
Sahabeler, “Onlar nelerdir?” diye sorunca, Efendimiz (sav) şöyle buyurur:
1. Sizden biri konuştuğunda yalan söylemesin.
2. Söz verdiği zaman yerine getirsin.
3. Emanet edildiği zaman hıyanet etmesin.
4. Gözleri ile harama bakmaktan sakınsın.
5. Edep yerini muhafaza etsin, iffetli olsun.
6. Ellerini harama uzatmasın. (Hâkim, el-Müstedrek, 2/359; Herâitî, Mekârimü’l-Ahlâk, s. 30)
 
Allah (cc), Hucurat Suresi 12. Ayetinde “Tecessüs etmeyin." Yani mahremiyete göz uzatmayın, kulak uzatmayın. buyuruyor.
İsmet Özel “Kırk Hadis” kitabının söz başında şöyle bir tespit yapıyor ki katılmamak mümkün değil: “Benim kırk hadisi bahse konu ederken önem verdiğim iki husus var: Müslüman hayatının kolaylıkla gayri Müslim hayattan ayrılabileceğini vurgulamak, bu bir, Müslüman hayatın kesinlikle gayri Müslim hayattan üstün olduğunu tebarüz ettirmek…”

İslam üstündür. Müslüman şahsiyeti diğer şahsiyetlerden Allah yakın olmak ve takva bakımından daha üstündür. Üstünlüğünün en büyük göstergesi dinin canlı olması, hayatı şekillendirmesi, yaşanabilir olmasıdır. Örnek alabileceği bir peygamberinin olmasıdır. Allah Resulü (sav) efendimiz insanların en güveniliriydi. O Muhammed-ül Emin idi. Bu vasıfla insanları dine davet etmişti.

Bugün bizler en üstün olmamız gereken cepheden niçin saldırıya uğruyoruz. Her gün birbirimizin itibarını niçin aşağılara çekiyoruz?
Haydi, cesur bir şekilde kendimizi sorgulayalım ve özeleştiri yapalım.
Eminlik vasfımız var mı? Kaldı mı?
Oysa güven en büyük sermayemiz, değerimiz değil miydi? 
Bu özellikleri kaybetmişsek bedeli ne olursa olsun geri kazanmak zorundayız.

Bu saatten sonra hareket olarak öncelikle birbirimize, sonra tüm Müslüman kardeşlerimize, ailemize, komşularımıza, dostlarımıza, iş arkadaşlarımıza, patronumuza, işçimize karşı dürüst olmak ve güven vermek zorundayız. Amellerimiz sözlerimize şahitlik etmeli.
Tecessüsü haram bildik, ama elimize geçen hiçbir fırsatı da geri çevirmedik öyle mi?

Kendimiz için sevip istediğimizi kardeşimiz için de sevip istemedikçe imanımızın eksik kalacağını söyleyip durduk, ama doymak bilmeyen bir hırsla tüm kadroların tek elde toplanmasını planladık öyle mi?

İftira ve kul hakkı için sahabe örneklerini okuyarak gözyaşı döktük, fırsatını bulunca din kardeşinin gözyaşına bakmadan akla hayale gelmedik iftiralarla sıvadık, karaladık öyle mi?

Artık karşılaştığımız hamlelerin, yüz yüze aşmaya çalıştığımız sorunların hangisinin İslami, hangisinin İslam’a karşı ayrı bir din olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarma zamanı gelmiştir ve bu ifşadan ve açığa çıkarma faaliyetinden tüm cemaatler kendini sorumlu tutmak zorundadır.

HATIRLATMA
Değinmeden geçemeyeceğim bir husus var: Kırım. Akif Emre ağabeyin deyişi ile “İkinci Endülüs vakamız.” İslam ümmetinin kanayan yaralarına bir yenisi daha eklenmek üzere. (Allah muhafaza buyursun.) Kırım Müslümanları için zor günler başladı. Mü’minlerin bir vücudun azaları gibi olduklarını bu vesileyle yeniden hatırlamamız gerekiyor. Kırım, bizim ümmet bilincini kuşanmamız için yeniden bir başlangıç olmalıdır. Elimizi, gönlümüzü, imkânlarımızı onlara açma vaktidir. Vakit kardeşlik vaktidir. Her zaman olduğu gibi…


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!