Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

Savcı Kiraz'a Sıkılan Kurşunlar Bu Ülkenin Umutlarına Sıkılmıştır.

Kemal ÖZDEN

03-04-2015

Savcı Kiraz'a Sıkılan Kurşunlar Bu Ülkenin Umutlarına Sıkılmıştır.

Yaşadığımız topraklar geçmişten günümüze her zaman çıkar çatışmalarının yaşandığı yerlerdir. Avrupa yayılmacılığının dünyanın her yerini sardığı 19. Yüzyılda hasta adam olarak tanımlanan Osmanlı imparatorluğunun nasıl paylaşılacağı batılı devletler için büyük bir sorun oluşturuyordu. En çok payı almaya çalışan batılı devletlerin çıkar çatışması Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına neden oldu.

İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Rusya Osmanlı topraklarından aslan payını kapmak için yıllarca mücadele ettiler. Bu mücadele geçtiğimiz yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşından sonra da devam etti. Osmanlı bakiyesi toprakların bulunduğu Ortadoğu coğrafyası batılı sömürgecilerin çıkar çatışmalarının sahnelendiği satranç tahtası haline geldi. Günümüzde İslam topraklarında yaşanan acılar bu çıkar çatışmalarının bir sonucudur.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ardından Dünya Müslümanlarının yüzyıllarca mihmandarlığını yapan otorite yok edildi. Halifeliğin kaldırılması sömürgecilerin İslam topraklarını rahatça sömürmelerine imkân sağladı. Osmanlı’dan sonra kurdurulan Türkiye Cumhuriyeti geçmişle irtibatı koparılan, seküler bir ulus devleti olarak var edilmek istendi. Tarih bilinci yok edilmiş, bölgesinde hiçbir zaman etkin politika belirlemesine izin verilmeyen, batıya bağımlı basit bir ulus devletti Türkiye Cumhuriyeti.

Türkiye’de istikrarlı ve bağımsız bir yönetim anlayışının iktidar olmasına hiçbir zaman izin verilmedi. Ülkede her on yılda bir yapılan askeri darbeler, batılı dizayn edicilere biat yenilemesini sağlarken aynı zamanda ülkenin ekonomik olarak geri bırakılmasını sağlıyordu. Dış politikada NATO ve ABD ekseni dışına çıkamayan, İslam dünyasına sırtını dönmüş, ekonomik olarak yerli ve yabancı anamalcıların vahşi pençelerine teslim edilmiş, koalisyon hükümetlerinin istikrarsızlığına bırakılmış bir ülkeydi Türkiye.  Ne zaman kendine çizilen çerçevenin dışına çıkmak istese bu girişim çeşitli operasyonlarla engellendi. Türkiye’de yıllarca kimi zaman sağ-sol, kimi zaman Alevi-Sünni, kimi zaman Türk-Kürt çatışması provokatif bir şekilde halkın üzerine boca edildi.

Son on yılda ülkemizde yaşananlar sınırları batılılar tarafından çizilmiş bir Türkiye yerine prangalarından kurtularak geçmişine ve coğrafyasına yüzünü dönen bir Türkiye umudunu yeşertmiştir. Türkiye’nin büyük bir dönüşüm sürecine girdiğinin farkında olan bu topraklarda ki hesapları hiç bitmeyen aktörler Türkiye’nin köşeleri çizilmiş sınırlar içine hapsolması için türlü oyunlar sahneliyor. Tarih bilincini yeniden dirilterek geçmişiyle barışan, dış politikada bağımsız hareket etmeye başlayan, siyasi ve ekonomik olarak güçlenen bir Türkiye’nin iç ve dış mukavemetle karşı karşıya kalması elbette sürpriz değildir.

Burada yazılanlara iktidar dili ile aynı dilini taşıyor eleştirileri yapılabilir; ancak iktidara angaje olmama adına ülkemizde son on yıldaki değişimi ve geçmişte yaşanan hazin tabloları görmezlikten gelmek adil şahit olma sorumluluğu taşıyan Müslüman kimliğe yakışmayacak bir tutumdur.

Gezi Parkı olayları ile başlayan süreç Türkiye’ye ayar vermek isteyenlerin kullandıkları en başat argüman haline geldi. Süreçte yaşanan olaylar her defasında yeniden ısıtılarak provokasyon malzemesi yapılıyor. Gezi sürecinde yapılmak istenen toplum mühendisliği çalışmaları farklı varyasyonlarla tekrar tekrar sergileniyor. Ülkenin yaklaşık 40 yıldır enerjisini vakumlayan güneydoğu sorununun çözüm sürecine girmesi birilerini ciddi anlamda rahatsız ediyor ve sürecin akamete uğraması için her türlü çirkeflik yapılıyor. Yine devletin içinde örgütlenen montaj-şantaj çetesi ülkede yaşanan her olumsuzluğa mal bulmuş mağribi gibi saldırarak iktidara karşı büyüttüğü kini kusmak için hiç bir fırsatı kaçırmıyor.
  
Son birkaç yılda yaşadığımız gerilimler ülke olarak ne büyük bir küresel cendereden geçtiğimizi gözler önüne seriyor. Üretilen her kaotik kriz Türkiye’nin yeniden varoluş mücadelesine vurulmak istenen bir pranga anlamı taşıyor. 31 Mart Salı günü yaşadıklarımız yine bir yerlerden düğmeye basıldığını gösterdi. Ülke genelinde yaşanan ve saatlerce süren elektrik kesintisinin hala makul bir izahı yapılamadı. Olayın neden meydana geldiğinin anlaşılamamış olması bile bu kesintinin siber bir saldırı mahiyeti taşıdığını gösteriyor. Birileri ülkeyi saatlerce enerjisiz bırakarak gayet açık bir mesaj veriyor.

Ülke genelinde elektriğin kesik olduğu saatlerde Çağlayan adliyesinde mütedeyyin kimliğiyle bilinen Savcı Mehmet Selim KİRAZ rehin alındı. Rehin alınan savcı Mehmet Selim Kiraz’ın ağzı bantlanmış, başına silah dayanmış görüntüsü algı yönetimi yapmakta efendilerinin emrine amade medya aktörleri tarafından manşetten servis edildi. Mehmet Selim KİRAZ’ın başına dayanan silah gerçekte prangalarından kurtulmaya çalışan Türkiye’nin başına dayanmıştır. Yerli taşeronlar eliyle Savcı KİRAZ’ın başına sıkılan kurşunlar bu ülkenin yerel değerlerine, hayallerine ve umutlarına sıkılmıştır.

Savcı Mehmet Selim KİRAZ’ın Berkin Elvan dosyasını sonuçlandıracak aşamaya getirmesi niçin hedef seçildiği sorusuna verilecek en etkili cevaptır. Savcı Mehmet Selim KİRAZ’ı şehit edenler Berkin ELVAN dosyasının çözümünü akamete uğratarak olayın gerçek mahiyetinin anlaşılmasını engellemiş oldular.

Türkiye’de kullanılmaya her zaman teşne olan marjinal sol örgütler geçmişte yerine getirdikleri taşeronluk görevlerini yine mükemmel şekilde icra ediyorlar. Halk için halka karşı yaptıkları eylemlerle halk üzerinde korku uyandıran bu hareketlerin halka nefretten başka verecek bir şeyi yoktur.

Bu topraklarda ateist ideolojilerini zorbalıkla, kanla hayata geçirmek isteyenler her zaman marjinal olarak kalmaya mahkumdur. Yüz yıllarca İslam hamuruyla yoğrulan milletin değerleriyle savaşanlar bu ülke insanına ne verebilirler ki. Yaşanan acıları ve ölümleri ajite ederek ideoloji üretmeye çalışan sol hareketlere Türkiye halkının derin sağduyusu en etkili cevabı verecektir.

Her fırsatta aziz İslam dinine karşı içlerindeki kini kusmaktan çekinmeyen sol terör örgütünün merhum savcı Mehmet Selim KİRAZ’ı mütedeyyin kimliğinden dolayı özellikle seçtiği görülüyor. DHP-C ve benzeri sol örgütlerin Suriye’de masum halkı katleden Esed rejiminin şebbihalarından bir farkı yoktur. Yaşayan ezici çoğunluğun üst kimlik olarak Müslümanlığı benimsediği bir ülkede İslam düşmanlığı temelinden hareket eden hiçbir hareket toplum nezdinde teveccüh bulamayacaktır.

Geçmişte pek çok defa olduğu gibi savcı Mehmet Selim KİRAZ’ın şehit edilmesinde de tetikçi olarak kullanılan kukla DHKP-C’yi ve kuklayı oynatan derin odakları lanetliyoruz. Merhum savcı Mehmet Selim KİRAZ’a Allah’tan (c.c.) rahmet, tüm sevenlerine sabr-ı cemil diliyoruz. Ülkemizde son yıllarda yaşanan olumsuz gelişmeleri rabbimizin hayırlara tevdi etmesini, tuzak kuranların tuzaklarını kendi başlarına geçirmesini niyaz ediyoruz. 


Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı

 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!