Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Ramazan ve Ruh Terbiyesi (1)‏

Abdulkadir SEVEN

23-06-2015

Ramazan ve Ruh Terbiyesi (1)‏
Yaşam yolculuklarında kullarına öğüt almaları ve düşünmeleri için konaklar var eden, içinde kat kat sevapların ve mükâfatların olduğu mübarek mevsimler nasip eden ve bu mevsimleri de duaların kabul olunması için beklenilen günler kılan ALLAH’a hamdolsun. Salât ve selam “Kim Ramazan’da iman ederek ve sevabını yalnızca ALLAH’dan bekleyerek oruç tutarsa geçmiş günahları bağışlanır” diye buyuran MUHAMMED (s.a.v)’in ailesinin, ashabının ve kıyamete kadar ona tabi olacakların üzerine olsun.
 
“O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun.” (2, Bakara/185)
 
“O Ramazan ayı ki, Kur’an onda indirilmiştir...” (Bakara 185)
 
Ramazan kelimesi sözlükte şu manaları içermektedir: Yaz sonunda, güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur; güneşin hararetinin şiddetinden kızgın yerde yalın ayak yürümek ve yanmak; kılıcın iki taş arasına konulup, keskinleştirmek için dövülmesi, bir de ALLAH’ın güzel isimlerinden bir isim...
 
Ramazan orucu; arınma, bilenme ve korunma eylemi olarak mü’minlerin hayatına yansıyor...
 
Cahiliyenin kokuşmuş ve kirli havasından vahyin iklimini soluma seferi... Kirli işleri ve kirli hesapları kapatma kararı...
 
Kirli ellerin, çirkin işlerde gösterdikleri cesarete, karşı koyabilme yürekliliği...
 
Ruhlardaki çölleşme, yüreklerdeki çoraklaşma bu yağmura muhtaç... Kir, kin, küf, pas... Çürüyen bir toplum... İnsanlık bu yağmurla ne zaman buluşacak?
 
Ramazan yağmuru ile başlayan bir temizlik harekâtı... Temizleme ameliyesi... Temizlenme eylemi... Önce kendimizden başlayarak... Bu yağmura gözyaşlarımızın iştirakini sağlayarak bilenme, arınma, direnme disiplinine dâhil olmak durumundayız. Ramazan ateşi... İştah, şehvet, heva, hırs ateşlerini etkisizleştirecek oruç ateşi...
 
Yüreklere bu ateş düşmeden öteler ötesi ile iletişim kurulabilir mi? İslami yaşam, “avuçta tutulan kor ateş” değil mi? Bu “ateş”e razı olanlar, sebat edenler ancak ebedi ateşten kurtulacak ve kazanacak. Oruç, fıtratta gizli olan dinamikleri harekete geçirip, ateşlemektir...
 
Ramazan, bilenmektir... Şirke, zulme, münkere karşı duyarlılığın, teyakkuzun uç noktası... Mücadele ruhu ile müzeyyen ve mücehhez olmak... Derunî bir donanım, kalbi bir tekâmüldür... Hz. Meryem kamuoyunun itham ve iftirasını “sûkut orucu” ile karşılıyordu. Bu bir tavır alıştır.(1) 
 
“Oruç bir kalkandır.”
 
Orucun korumasına girmek... Korkular, kuşkular, kaygılar karşısında korunma, kaygan zeminde ayakları sağlamlaştırma, adımları hızlandırma çabası... Bu açıdan bugünler “kulluk kalitemizi” test edebilme fırsatını bize veriyor. Oruç aynı zamanda “irade”nin bağımlılıklarından, zafiyetlerden, acziyeterden sıyrılma ve özgürleşme eylemidir. Rabbin rızası ile buluşmak için bir irade ortaya koymaktır. Sonuçta hedeflenen ise; ALLAH’ın ahlâkı ile ahlâklanmak... O’nun izzeti ile izzetlenmek... Nuru ile nurlanmak... ALLAH’ın boyası ile daha bir güzel boyanmak arzusudur.
 
Kulluğun idraki ve direnci koruma ayıdır ramazan. 

Herkes uyurken uyanık olmak, Mevla’nın rahmet iklimine girmek, muhabbet ve merhamet meclisine dâhil olan müstesna kullardan olmak demektir.
Gece, tatlı ve yumuşak yatakları sırf ALLAH Teâlâ’nın rıza-yı şerifi için terk ederek ilâhî huzura yalnızca muhabbet ve aşk sebebiyle baş koymanın adıdır ramazan.
 
Kendini tutmanın adıdır… Şunu iyi iliyoruz ki kendini tutmak adam işi, zor iş. Oruç bizi işte bu zor işe çağırıyor. Kendisini tuttuğumuzu sandığımız oruç, aslında bize kendimizi tutmayı öğretiyor. Yeme ve içme güdümüzü, şehvet güdümüzü denetim altına almayı öğütlüyor.
Yeme güdüsünü denetim altına alamayan kişinin açlık korkusuna tutulduğunu biliyoruz. Açları doyurmak kolay. Fakat açlık korkusu çekeni dünyayı yedirseniz doyuramazsınız. Bunu da biliyoruz.
 
Oruç tutmak, içgüdülerini tutmak. Onları kontrol altında tutmak. Bilinçaltının bilince egemen olmaması için, bilinçaltını daima gözaltında tutmak. Böylece bilincin, ayartıcı benliğin esiri olmasının önüne geçmek.
 
İhvan-ı Müslimin’e!
 
Hasan el-Benna şöyle diyor: “Ramazanı fırsat bilin. Kararlı, alacağı son dersin başarılı olmasını bekleyen, sebepler ve yollar arayan bir halde ilk günden bu okula girin. Tövbenizi her zaman yenileyin, Kuran’ı dikkatlice okuyun, nefsinize orucun faydasını hissettirin, gücünüz yettiğince namaz kılın, çokça düşünüp tefekkür edin, ruhlarınızla birlikte madde dünyasından sıyrılıp ulvi aleme yükselin ve gözlerinizi oruçluları ayrıcalıklı tutan şu ayete dikin { Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı. Umulur ki sakınırsınız} ve oruçtan takvaya ulaşmış olarak çıkın.”
 
Müslümanlar! "Hannas"ın vesveseleri”ne karşı uyanık olalım!
 
Amelleri yiyip bitiren şu kötülüklerden uzak duralım.
 
Suizan
 
“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının Çünkü zannın bir kısmı günahtır Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın Birbirinizin gıybetini yapmayın Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! ALLAH’a karşı gelmekten sakının Şüphesiz ALLAH tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir” (Hucurât, 49/12) buyrulmaktadır. 
 
Ayette açıkça belirtildiği gibi, bir Müslüman diğer Müslüman kardeşleri hakkında iyi niyet (hüsnü zan) beslemelidir Zira bu imanımızın gereğidir. Ayrıca fitnenin def’i böyle bir tutumu gerekli kılmaktadır Birbirimiz hakkında iyi düşünmeli ve birbirimize müminler olarak güvenmeliyiz Bir kişi hakkında iyi düşünmek ve ona güvenmek, onunla ilgili gerekli tedbirlerin alınmasına engel de teşkil etmemelidir Bu, her kes için geçerli ve hatta gerekli bir kuraldır.
 
“Ben Hz Peygamberin Kâbe’yi tavaf ettiğini ve (tavaf esnasında) şöyle söylediğini gördüm”: “(Ey Kâbe!) Sen ne güzelsin ve senin kokun ne güzeldir Senin azametine ve senin kutsallığının azametine hayranım MUHAMMED’in canı (kudret) elinde olan (ALLAH)’a yemin ederim ki, müminin hürmeti ALLAH katında senin hürmetinden şüphesiz daha büyüktür Müminin malı, kanı ve hakkında hüsnü zanda bulunma kutsallığı (seninkinden üstündür)”[2]

“(Ey Müslümanlar!) Başkalarının gizli hallerini araştırmayın koklamayın, (haksız yere) rekabet etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin tutmayan, birbirinize sırt çevirmeyin Ey ALLAH’ın kulları! ALLAH’ın emrettiği şekilde kardeş olun Müslüman Müslüman’ın kardeşidir Ona zulmetmez,onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir Müslüman’ın her şeyi; malı ,kanı ve ırzı diğer Müslüman’a haramdır veya(Her Müslüman’ın malı, kanı ve ırzı diğer Müslüman’a haramdır) ALLAH sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz,fakat kalplerinize ve amellerinize bakar Takva şuradadır HzPeygamber (sav) eliyle göğsünü işaret etti (bazı rivayetlerde üç kere) “Sakın ha! Birbirinizin satışı üzerine satış yapmayın Ey ALLAH’ın kulları kardeş olun Bir Müslüman’ın kardeşine, üç günden fazla küsmesi helal olmaz”[3]
 
“Süfyan bin Abdullah es-Sakafı (ra)’dan; şöyle demiştir: Ben; Ey ALLAH’ın Resulü! Sıkıca sarılacağım bir şeyi bana anlat (tavsiye buyur), dedim O da;“Rabbim ALLAH’tır” de ve dosdoğru ol” buyurdu Ben de: Ya RESULÛLLAH! Benim hakkımda en çok korktuğun şey nedir? Diye sordum Bunun üzerine Resulûllah (sas) kendi dilini tuttu Sonra: “İşte bu” buyurdu”[4]
 
Düşüncelerimiz ve dillerimizle kardeşlerimizi koruyalım. Kalp ismi üzere her daim döner. Bir hayır işler birde bakarsınız günaha meyyal. Bize düşen ise mü’minlerin günahını ifşa etmekten ziyade korumaktır.
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!