Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

Bu Ülkenin Sorunları Bu Ülkede Yaşayan İnsanların Sağduyusuyla Çözülebilir.

Kemal ÖZDEN

03-08-2015

Bu Ülkenin Sorunları Bu Ülkede Yaşayan İnsanların Sağduyusuyla Çözülebilir.
28 Şubat darbesinden sonra siyaset sahnesine çıkan Ak Parti iktidarında tarihinde ilk defa kendine çizilen sınırların dışında hareket etme iradesi gösteren bir Türkiye ortaya çıktı. Sınırları batılılar tarafından çizilmiş, güdümlü bir ülke yerine prangalarından kurtularak geçmişine ve coğrafyasına yüzünü dönen bir Türkiye ideali oluştu. Tarih bilincini yeniden dirilterek geçmişiyle barışan, dış politikada bağımsız hareket etmeye başlayan, siyasi ve ekonomik olarak güçlenen bir Türkiye’nin süreç içinde bazı komplolarla karşı karşıya kalması elbette sürpriz değildir.

Türkiye’de son on yılda ceberut devlet anlayışı bir kenara bırakılarak kronikleşen sorunların çözümü için önemli adımlar atıldı. Ülkede yaşayan her kesimden insanın hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi konusunda geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak kadar önemli işler yapıldı. Özellikle ülkenin kahir ekseriyetini oluşturan İslami kesimin yıllarca horlanarak yok edilmek istenen taleplerinin önü açıldı. Başörtüsü yasağının bütün alanlarda serbest bırakılması, İmam Hatip Liselerinin önünün açılması, irtica kavramının arkasına sığınılarak yapılan haksızlıkların sona erdirilmesi hemen akla geliveren gelişmeler olarak söylenebilir.

Devlet, eski devlet değil; ancak PKK, eski PKK
Türkiye’nin son 40 yılını ipotek altına alan ülke insanının yıllarca enerjisini sömüren Kürt Sorununun çözümüne yönelik ciddi adımlar yine son on yıl içinde atıldı. Türkiye’de 90’lı yıllarda denenen aşırı güvenlik politikaları üzerine bina edilmiş siyaset anlayışından vazgeçildi. Devlet olağanüstü hallerle, köy boşaltmalarla, faili meçhullerle, gayri resmi mücadele yöntemleriyle bu sorunu çözemeyeceğini fark ederek bölgede adalet ve huzur ortamı üzerine bina edilmiş bir siyaset tarzını benimsedi. Bu siyaset tarzının bir ifadesi olarak başlatılan çözüm süreci ile devlet gerekli adımları atma iradesi göstereceğini beyan ederken silahlı unsurların yurt dışına çakması gerektiğini ifade etti.

Ne yazık ki devletin 90’lı yıllardaki devlet olmadığı, günümüzde PKK’nın eski PKK olarak silahı bir tehdit ve çözüm aracı olarak kullanmak istenmesi ibret vericidir. Kürt halkının taleplerinin karşılanması adına pek çok adımın devlet tarafından atıldığı ortadayken PKK’nın yeniden kanlı eylemlere girişmesi, aslında örgütün niyetinin üzüm yeme olmadığını bir kez daha göstermiştir. Sözde Kürt halkının özgürlüğü için savaşan PKK terör örgütü, uluslararası üst akıl tarafından kendine verilen misyonu yerine getiriyor. Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaşı Türkiye’ye sıçratmak için PKK ve türevleri örgütlerin kullanıldığı artık daha açık bir şekilde anlaşılıyor.

Çözüm süreci Kardeşlik Projesi olarak sürdürülmelidir. 
Son günlerde PKK tarafından yapılan eylemler ve devletin yaptığı askeri operasyonlar çözüm sürecinin rafa kaldırıldığının görüntüsünü vermektedir. Çözüm sürecinin artık konuşulmadığı, yeniden şehit haberlerinin gelmeye başladığı bir pratikte her şeye rağmen savaşın olmadığı, sulh üzerine kurulan bir düzenin devamı için gayret edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Daha önce denenmiş ve acı faturaları tüm toplum tarafından ödenmiş olan yöntemlerden vazgeçilerek siyasetin gücünü kullanma çabaları sürdürülmelidir. Türkiye’nin ilerlemesi ve güçlü devlet haline gelmesi için son 10 yılda elde edilen kazanımların kaybedilmemesi için güven ve istikrar ortamına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Devlet yöneticilerinin yaptıkları açıklamalarda yıkıcı bir dil yerine yapıcı bir dil kullanmaları, rehberlik ve yol gösterme retoriği üzerine bir dil geliştirmeleri önem arz etmektedir.

Çözüm süreci, salt siyasi sonuçlar elde etmek için piyasaya sürülen politik bir araç olmaktan çıkartılarak Ak Parti’nin defaatle ifade ettiği Kardeşlik Projesi olarak sürdürülmelidir. Devlet ve toplum kaynaklı ortaya çıkabilecek Kürt bölgesinin varlığını reddeden her türlü ırkçı anlayış ve düşünceye karşı aydınlar, entelektüeller ve sanatçılar kendi argümanları ile söylem geliştirmelidir.

Kürt sorununa sadece "terör sorunu" olarak bakılamaz.
Artan terör olayları, HDP ve PKK temsilcilerinin kışkırtıcı söylemleriyle Türkiye 20 yıl önce yaşadığı kaotik ortama sürüklenmek istenmektedir. Terör olaylarına karşı gereken güvenlik tedbirleri alınırken, çözüm süreci ve bu topraklarda yaşayan her türlü etnik kimliğin haklarının korunmasına yönelik girişimlere devam edilmelidir. Aynı tarafta yer aldığını düşündüğümüz medya organlarının neden-sonuç sorgulamasına girmeden ortaya koyduğu duyarsız haber ve yazılara itibar etmemeli bu kuruluşlara yönelik uyarılar dile getirilmelidir.

Kürt sorununa sadece “terör sorunu” olarak bakılamaz. Kür sorunu, ülkemizde yıllarca ulus devlet anlayışının yok saydığı etnik, kültürel, sosyolojik ve psikolojik boyutları olan çok yönlü bir sorundur. Kürt sorunu, bu topraklarda yüzyıllardır beraber yaşama iradesi göstermiş halkları bir arada tutan değerler ekseninde çözülebilir. PKK yok iken de bu topraklarda Kürt sorunu vardı; PKK tamamen yok edilse bile Kürtlerin sorunları ve talepleri yine olacaktır.

Çözüm sürecinde İslami cemaatler ve STK'lar aktif olarak rol almalıdırlar.
Türkiye’de Marksist ve ırkçı ideolojilerini zorbalıkla, kanla hayata geçirmek isteyenler Anadolu insanının irfanı karşısında çaresiz kalacaklardır. Yüz yıllarca İslam hamuruyla yoğrulan Kürt, Türk, Çerkez, Laz, Arap, Arnavut kökenli insanları 18. yüzyılda hortlayan ulusçuluk belasıyla ayrıştırmak isteyenlere en etkili cevabı Türkiye halkının inancı ve sağduyusu verecektir.

Kürt sorunun çözümünde İslam’ın birleştirici bir ortak payda olduğu deklare edilmeli ve bölgede bulunan İslami cemaatler ve STK’lar çözüm sürecinde aktif olarak yer almalıdır. Bilinmelidir ki Türkiye özelinde İslamcılık, Kürt sorununa yerellik penceresinden bakmadıkça bir sonuç elde edemeyecektir. Meseleye PKK karşıtlığı ve devlet refleksi ile bakan anlayışlar, yaraya neşter vuran doktor olamayacakları gibi operasyonu seyre mecbur bırakılan hasta yakınları mesabesinde kalacaklardır.

Kürt sorunu ekseninde ortaya konulan meselelerin kaynağında İslam’ı ilgilendiren ya da İslam düşüncesinden kaynaklanan bir sonuç olmasa bile mevcut yakıcı sorun bölge insanının minimum hayat düzeyini ilgilendiren beşeri bir açığı ortaya çıkardığı için Müslümanlar tarafından sahiplenilmesi ve çözüm için rehberlik edilmesi zaruret olarak ortada durmaktadır. Türkiye’de faaliyet gösteren İslami cemaat ve gruplar, Türkiye üzerinden siyaset ve strateji geliştirerek toplumsal kabul görmek istiyorlarsa, yapmış oldukları hizmetleri Kürtlere de götürmek zorundadırlar.

Devlet elinin her ne sebeple olursa olsun yetişemediği yerlere STK ve cemaatlerin, sahip oldukları izzeti zedelemeden ulaşmaları asli görevleridir. STK ve cemaatlerin içyapılarını manipülatif yönlendirmelere karşı korunaklı hale getirmeleri gereklidir. Her çözümün ve her yardımcı unsurun devletten gelmesi gerektiğine dair beklenti ve kolaycılık üzerine bina edilen politika yeniden gözden geçirilmelidir. Türkiye Müslümanlarının yapı taşları ve zihinsel tarihi birikimi, dünya ve Türkiye sorunlarına çözüm üretebilecek olgunluktadır.


Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!