Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

İMH İzmir’de İbrahim TIĞLI Konuştu

21-12-2018

İMH İzmir “Afrika’da Küresel Güçler ve Türkiye” Konulu Panel Düzenledi.
İMH İzmir, Geleneksel Kış Sohbetleri programında Anadolu Ajansı Afrika Koordinatörü İbrahim TIĞLI’yı konuk etti. Oturum başkanlığını Eğitimci, Yusuf Ziya ERTUĞRUL’un yaptığı panelde İbrahim TIĞLI  “Afrika’da Küresel Güçler ve Türkiye; Sömürgecilik yılları ve sonrası, Günümüzde Türkiye-Afrika ilişkileri” konularını anlattı. 


 
Programın başında Yusuf Ziya ERTUĞRUL salondakilere kısa bir selamlama konuşması yaparak İbrahim TIĞLI’nın özgeçmişini aktardı. Daha sonra sözü alan İbrahim TIĞLI, ilk olarak Afrika’nın Coğrafi konumundan ve özelliklerinden bahsetti. Daha sonra geçmişten günümüze Afrika’da kurulan medeniyetler, Sömürgecilik yılları, Avrupa ve ABD’nin kıta ile ilgili politikaları ve Türkiye’nin kıtaya yönelik politikalarının dünü, bugünü ve yarını üzerine önemli tespitlerde bulundu. 

 
İbrahim TIĞLI  konuşmasına şu meyanda sözlerle devam etti: “Afrika Asya’dan sonra dünyanın ikinci büyük kıtası. Fakat küçük gösteriyorlar, Avrupa’dan bile daha küçük gösteriyorlar. Aslında bu bir imgedir. Avrupalıların haritalara yansıyan algısıdır. 


 
Afrika’da 54 tane bağımsız ülke var. Nüfusu tam olarak bilinmiyor. Afrika’da kesin nüfus sayımları yok. Bazı bölgelerde uzun zamandır sayım yapılamamış. Yüzölçümü bakımından ikinci büyük kıtadır ve büyük kısmı güney yarım kürede yer alır. O yüzden güney kıtası ülkeleri olarak geçer. Nüfus bakımından en büyük ülke Nijerya, sonra Mısır, sonra Etiyopya gelir. Yüzölçümü bakımından; Cezayir, Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti olarak sıralanabilir. Afrika bölümlere ayrılarak incelenmektedir.
 
1 – Batı Afrika (Genellikle Fransa’nın sömürgesinde ülkelerdir)
2 – Doğu Afrika  
3 – Kuzey Afrika
4 – Güney Afrika
5 – Orta Afrika


 
Afrika 1850’li yıllarda Avrupa ülkeleri tarafından paylaşılarak sömürge alanları oluşturuluyor. Şu an ki harita o dönemin paylaşım ürünüdür. Afrika’nın bölümleri de bizim değerlendirmemiz değil. Sömürgecilerin tanımlamasıdır. Tıpkı Ortadoğu terimi gibi. Bizim Afrika’ya verdiğimiz tek isim “Biladi Afrika” yani siyahlar ülkesidir. Bu sahalar aynı zamanda Osmanlının hâkim olduğu yerlerdir. Osmanlı’nın hâkim olduğu yerler: Fas’ın bir kısmı, Cezayir, Libya, Mısır, Tunus, Nijer’in ve Etiyopya’nın önemli bir kısmı, Mali’nin bir kısmı, Moritanya’nın ve Kenya’nın bir kısmı, Çad gölü havzası, Sudan, Somali ve Güney Afrika Cumhuriyeti’dir.


 
Afrika’nın bilinen tarihi MÖ 2000’li yıllara kadar gidiyor. Afrika ismini Romalılar vermiştir. Afrika’da Romalılardan önce de birçok medeniyet kurulmuştur. 
 
Etiyopya Medeniyeti, Sudan’da kurulan Huşi Medeniyeti, Gana’da kurulan bir Medeniyet var. Mısır’da kurulan medeniyeti zaten hepimiz biliyoruz. Bu medeniyetler tarihin akışı içerisinde sömürgelerin gelişiyle yok edilmiştir. Afrika’nın bir tarihi vardır. Avrupalıların dediği gibi tarihsiz değildir. Afrika’da meşhur bir söz var, “Afrika’nın tarihini avcılar yazdı, biz tarihi avcılardan öğrendik. Aslanlar yazsaydı gerçek tarihi öğrenecektik.” Örneğin 1300 ile 1500’lü yıllar arasında Mali’de bir İslam devleti kurulmuş. Kütüphanelerinde 400 binden fazla eser bulunurmuş. Sahip çıkılmamış. Çok zengin olan bu devlet Mısır ve Suudi Arabistan’ın elli yıllık masraflarını karşılamış. 


 
1600’lü yıllardan sonra sömürgeciler Afrika’yı keşfetmeye başlamış. İlk olarak misyonerler geliyor Afrika’ya ve tüm Afrika’ya yayılıyorlar. Afrika’da sömürge imparatorluklarının kuruluşu 17. ve 18. yüzyıla dayanıyor. Portekizliler, İspanyollar, Hollandalılar, Fransızlar, İngilizler, Almanlar ve ABD’liler. Bu ülkeler doğal kaynaklarından önce insan ticareti ile kıtayı sömürmeye başlamışlar. Senegal’de büyük köle pazarları kurulmuş. İkinci önemli köle pazarı Ekvador Ginesi’dir. Batı da Zanzibar’dır. Maalesef o dönemde Müslümanlar da köle ticareti yapmıştır. 1870’li yıllarda Avrupa ülkeleri bir araya gelerek Afrika’yı paylaşmaya karar veriyor. Böylece Fransız Afrika’sı, İngiliz-Angalo Afrika’sı oluşuyor ve bu gün gördüğümüz yapay sınırları çiziyorlar. Bu paylaşım 1945’ e kadar devam ediyor. Bu tarihten sonra Afrika’da bağımsızlık hareketleri başlıyor. Bu hareketlerin bir kısmı başarıyla sonuçlanıyor. İlk olarak Gana’da başarıya ulaşıyor. Burada başlayan bağımsızlık hareketleri 1962 yılına kadar tüm kıtada yayılıyor. 1994 yılında Güney Afrika’nın bağımsızlık hareketinden sonra kıtada resmi sömürgecilik sona eriyor. En son bağımsız olan ülke Güney Sudan, fakat bir türlü istikrara kavuşamıyor.


 
Afrika’da üç tane hâkim din vardır.
1-Hristiyanlık
2-Müslümanlık
3-Kabilevi dinler. Kısmen Yahudilikte var.
 
Afrika’nın genelinde Müslümanların bir görünürlüğü yoktur. Hıristiyanlar daha baskındır. Birçok ülkenin halkı Müslüman ama yöneticileri Hristiyan’dır. Burkina Faso, Fildişi sahilleri ve Nijerya gibi. Genel olarak Afrika’nın siyasi tarihi de bu şekilde.  
 
Afrika’nın doğal kaynakları; Başta petrol ve doğalgaz olmak üzere, doğal kaynaklarının %25’i işlenmemiştir. Bunların çoğu Demokratik Kongo’da bulunur. Gana’da büyük bir petrol merkezi vardır. Gabon petrol, Güney Afrika, Zimbabve, Namibya ise elmas, altın ve platin kaynakları bakımından zengindir. Tanzanya ve Mozambik’te hala işlenmemiş doğal gaz yatakları mevcuttur. Diğer ülkelerde de çeşitli madenler bulunur. Somali madenler bakımından zengin değil ama stratejik açıdan önemli bir yere sahiptir. Zengin yeraltı kaynakları ile Afrika geleceğin kıtası, 21’nci yüzyılın kıtası olarak karşımıza çıkıyor.
Avrupalılar Afrika’yı hiçbir dönemde terk etmediler. Sömürgeler döneminde de vardı sonrasında da. Bağımsızlık sonrası Fransa’da, İngiltere’de eğitim almış kişiler bu ülkeleri yöneterek, Avrupa varlığını sürdürüyordu. Ruanda’da Tutsiler ve Hutiler arasında bir katliam yaşandı. Soykırım denilecek derece büyük bir felaketti. Bu katliamın arka planında sömürgeciler vardı. İnsanların ten renginden bize yakın veya bize uzak Afrikalılar diye sınıflandırmışlardı. Bölgede çatışmalar halen sürecek gibi görünüyor, bunun içinde bölgede terör endeksli çatışmalar çıkarılıyor. Örneğin Somali de Şebab, Tanzanya ve Mozambik’te Deaş’ı çıkardılar. Nijerya’da Boko-Haram gibi. Bu örgütlerin yaptıkları eylemlerden İslami hiçbir söylemi olamayacağını görüyoruz. Üstelik çokta hızlı büyüyorlar.
 
Afrika’da artık sadece İngiltere, Fransa yok. ABD, Rusya, Çin ve hatta Hindistan da var. ABD bölgede güvenlik olarak var. Hem bölgeye hem örgütlere karşı oluşturduğu ordusu ile 26 ülkede askeri, 4 ülkede de Üstleri ile var. Afrika’da özellikle Rusya, Orta Afrika’da dünyanın en büyük soykırımlarından birisine sebep olmuştur ama kimse bunu bilmez. Çünkü bu dile getirilmemiştir, basına verdirilmemiştir. Çünkü basın bizde değil. Ülkede Müslüman temelli kurulan örgütler kadar Hristiyan temelli örgütler de vardır. Hepsi de büyük katliamlar yapmıştır ama Hristiyan merkezli olanlar (Örneğin Tanrının Eli örgütü gibi) pek duyurulmaz.
 
Son zamanlarda Kıtaya Çin girdi. Girmediği hiçbir ülke de kalmadı. Birbirine düşman ülkelerin bile hepsinde varlar. İsrail’in bölgedeki yapılanması özellikle Türkiye’yi dışlamaya yöneliktir. Bölgeye giderek yerleşiyor. Bölgeye giderek yerleşen ülkelerden birisi de Hindistan, Afrika’nın her yerinde orta sınıf esnaf sınıfı genelde Hintlilerden oluşmuştur. Kıtada etkili bir diğer ülke de Brezilya. 
 
Küresel güçler Afrika’yı birincisi Enerji olarak kendi aralarında paylaşıyorlar. Ancak ABD’nin enerjiyi kontrol altına alma çabası var. Bunun için de Fransa’yla ortak çalışıyorlar. Fransasız bir şey yapamayacağını biliyor. ABD’nin devreye girmesi sonucu Fransa yavaş yavaş kıtadan çekilmeye başladı. 
 
Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkiler Osmanlı döneminde başladı. Osmanlı bölgeye 1500’lü yıllardan itibaren Habeş bölgesinden giriş yaptı. Osmanlı sanayi inkılabı yaşamadığı için Afrika’yı bir hammadde, bir Pazar veya sömürge olarak görmedi. Osmanlı bölgede çıkarılan madenleri de yine o bölge için kullanırdı. Afrika’nın sömürülmesinde değil, ekonomik olarak güçlenmesine katkı da bulunurdu. Osmanlının yıkılması ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra ilk büyükelçilik Etiyopya’da açıldı. Daha sonra ilişkilerini Kuzey Afrika üzerinden yürütmeye başladı. Sahra altı ülkelere pek girmedi. (Güney Afrika hariç) 1998’e kadar hafif bir Afrika eğilimi vardı. O dönemde Türkiye’nin varlığını Fetöcüler gösteriyordu. Birçok ülkede okullar ve hastaneler açıyorlardı.

İlk olarak 98’de devlet eliyle açılım başladı. O dönemde kriz işaretleri vardı ve Türkiye Pazar arıyordu. 2005’ten itibaren Ak parti ile Afrika açılımı benimsendi. Günümüzde Türkiye’nin Afrika’da ulaşmadığı yer kalmadı. Özellikle STK’lar aracılığıyla giriyor. Kuyu açma, cami inşa etme, yetimhane açma vb. 2005’ten sonra devlet politikası olarak ekonomik açılım başladı. İş adamları Afrika’da yatırım yapmaya başladı. Orta sınıf veya küçük firmalarla Afrika’da iş yapılması biraz zor ancak büyük firmalar girerse daha iyi olacaktır. Çünkü Afrika çok riskli bir yer. İş adamlarımız hemen kazanmak istetiyorlar; ancak 2 veya 3 yıl sonra verim alınabilir.  Öncelikle Afrika’nın size güvenmesi gerekiyor. Türkiye - Afrika ilişkilerinde özellikle iki devlet ön planda; birisi Somali diğeri Sudan. Fakat Sudan riskli bir bölge Somali’de izleyeceğiniz politikayı Sudan’da izleyemezsiniz. Çünkü Sudan birbirinden farklı 13 kabileden oluşuyor.  Bir de oradaki İngiliz etkisini kırmak zor.

Türkiye’nin Afrika’da olmak zorunda olduğu ülkelerin başında Güney Afrika gelir. Türkiye orada olmak zorunda. Çünkü Afrika’da olmak, yayılmak, kalıcı olmak için bu şart. Batı Afrika’da Fildişi Sahili ve Nijerya’da olmak gerekiyor. Doğu Afrika’da Etiyopya ve Somali’de varlığımızın olması gerekiyor ve bunlara yönelik politikalar izlemeniz gerekiyor.  Burada genel bir Afrika politikasından ziyade bir ülkeler politikasına geçmeniz gerekiyor. Tek tek ülkeleri incelemek gerekiyor, bunun için de uzmanlar gerekiyor. Uzmanlar yetiştirmemiz gerekiyor. 

 
Vakit ve zamanının büyük bölümünü orada geçirecek insanlarımızın olması lazım. Ancak öyle orada kalıcı olabiliriz. Oraya yardımlar göndermek önemlidir; ama oraya en önemlisi yetişmiş insan göndermemiz gerekir. Afrika’nın dilini konuşmadan, Afrikalı gibi hissetmeden, yaşamadan ne kabul görürsünüz, ne de kalıcı olursunuz. Avrupalıların en önemli özelliği de buydu. Kabilelerle birlikte yaşardı. Afrikalılarla aynı hastalığı yaşamadan, aynı susuzluğu çekmeden seni benimsemesini beklememek lazım. Oraya gittiğin zaman geriye bakmaması gerekiyor. Gemileri yakması gerekiyor; ancak öyle orada kalıcı olabilirsiniz. Yoksa Afrika’ya maceracı olarak yaklaşmamak gerekir. Kısaca Afrika’yı yaşamak gerekiyor. Afrika’ya gelen misyonerler böyle yaptığı için Afrika Hıristiyanlaştı.
 
Türkiye’deki Afrika algısından biraz bahsetmek istiyorum. Şu anda bizde oluşan algı batılıların, sömürgecilerin bıraktığı algıdır. Onların yayınları, televizyonları veya söylemleri ile tanıyoruz. Fakir, aç, ekmeğe muhtaç insanlar olarak görüyoruz. Orası sadece yardım yapılacak yer olarak algılıyoruz. Bu kötü bir şey. Afrika’da kazan kazan politikası gütmek lazım. Afrikalılara balık tutmayı değil, balık tutacak mekânlar kurmak lazım. Onlara eğitim, sağlık alanında karşılıklı yardımlaşmalar yapalım. Afrikalıların da zengin bir kültürü vardır, dilleri vardır. Biz sadece yardım edilecek yer olarak görüyoruz. Afrika’da yaklaşık 500 dil vardır, Afrika’da çalışacaklar bu dillerden öğrensin. 
 
Bir de şu var, Afrika Türkiye’yi nasıl görüyor. Onlar bizim onları tanıdığımız kadar tanımıyor. Bundan 50 yıl önce misyonerler geliyorlardı, yardımlar yapardı. Şimdi Türkler geliyor aynı şeyi yapıyor. Ne yapalım bu yardımları alalım yolumuza bakalım. Onlar daha Türkiye’nin önemli bir ülke olduğunu fark etmediler. Bunun iki nedeni var, birincisi; sömürgecilikten hala kurtulamamış olması, ikincisi de bizim kendimizi daha onlara tanıtamamış olmamız. Bunun da yolu basın yayındır. Afrika’da bir olay oluyor ve komşusu bunu ta Fransa’dan öğreniyor. Afrika’da bağımsız, özgün, Afrikalının kendini bulabileceği basını olması gerekiyor ve bunu biz yapabiliriz. Afrika’da da gençler internet meraklısı, biz internet üzerinden Türkiye’yi daha iyi duyurabiliriz. 
 
Bazen şöyle bir soru soruluyor; Afrika da ilkel kabileler hala var mı? Afrika da ilkel kabile vardır ama yamyam yoktur, hiç olmadı…” 


 
Programın sonunda soru-cevap bölümünde İbrahim TIĞLI, salonda bulunan konukların sorularını içtenlikle cevapladı. Daha sonra İbrahim TIĞLI'ya İnsan ve Medeniyet Hareketi İzmir Bölge Başkanı Faruk EŞLİK plaket takdim etti. 


 
Çekilen aile fotoğrafının ardından iyi niyet temennileriyle program sona erdi. 
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!