Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

Teslimiyetin Direnişe Gebe Olduğu Ay: Ramazan

Kamil ERGENÇ

29-05-2017

Koşulsuz Teslimiyetin Uzlaşmasız Direnişe Gebe Olduğu Ay: Ramazan
Ramazan…
 
Sükut iklimi… Başlı başına bir değer…
 
Yekpare yücelik…
 
Pür iyilik ve saflık… Kendisine dokunanı yücelten… Gök sofrası…
 
İnzal… Bilinen insanlık tarihinin son ilahi beyanının insanla buluşmaya başladığı mukaddes zaman dilimi…
 
Yaratıp terk etmeyen, rehberliğini esirgemeyen, mutlaklık makamının yegane sahibinin ikramların en yücesiyle insanı lütuflandırdığı masumiyet ve teslimiyet ayı…
 
Daha büyüğü olmayan/kıymet biçilemeyen bir değer olarak vahyin pak, velut ve inkılabi doğasından daha yoğun istifade etmek için en güzel imkan…
 
Sükutun ve sükunun "bir"leştiği maverai atmosfer…
 
Çölün kavruk ve verimsiz toprağını vahaya çeviren yağmurun inişine(inzal) benzer şekilde kararmış kalplerin, ifsat edilmiş akılların, çölleşmiş zihinlerin, görmeyen bakışların, duymayan işitişlerin, hissetmeyen dokunuşların, istimlak edilmiş bilinçlerin dermanı olarak vahyin insanla temas kurduğu ay…
 
Tarihe adeta bir tusunami dalgası gibi giren ve Kayserlerin, Kisraların, Nemrutların, Firavunların, Hamanların, Bel’amların, Karunların ve tüm zulüm otoritelerinin sefil, içeriksiz, pespaye, ayartıcı, kof, zalim, fasık, facir ve baği otoritelerini sarsan put kırıcı bir inancın temellerinin atıldığı ay…
 
İnsiyaki tavrın ve tarzın egemenliğine karşı, iradenin muhkem kalesine sığınmayı şiar edindiğimiz, meleklerin önümüzde neden secdeye kapandıklarının farkına hakkal yakin vardığımız ay…
 
Kuvve-i gadabiyye ve kuvve-i şeheviyyenin, vahiyle terbiye edilmiş kuvve-i akliyye kırbacıyla terbiye edildiği, duyusallığın sığ sularından muhayyilenin ve aklın engin denizlerine yol aldığımız mübeccel ve mükerrem ay…
 
Varoluşsal belirsizliklerin ortadan kalktığı, teslimiyet, inanç ve farkındalık bilincinin en yoğun olarak gündemlerimizi işgal ettiği/etmesi gereken ay…
 
Post-modernitenin ultra-bencil/ultra-narsist/ultra-liberal, merkezsiz, öznesiz, hakikatsiz, parçacı, pluralist, ideolojisiz, hedonist öğretisine karşı, vahiy gibi mutlak hakikat istinatgahımızın, peygamber(s.a.v) gibi müstesna bir örneğimiz ve önderimizin olması nimetini idrak ettiğimiz muazzez bir ay…
 
Ayrıntıları değil esası, parçayı değil bütünü, karamsarlığı değil umudu…
 
Sevgiyi değil aşkı, gazaplanmayı değil merhameti, pasifliği değil direnişi, etiği değil ahlakı…
 
Zilleti değil izzeti, nemelazımcılığı değil inisiyatif almayı, cehaleti değil ilmi, öfkeyi değil "hilm"i…
 
Suskunluğu değil feryadı, gevezeliği değil kararında konuşmayı, uysallığı değil itirazı…
 
Spekülasyonu değil hakikati, zannı değil yakini, ayartılmayı değil teyakkuzu…
 
Şöhreti değil inzivayı, teşhiri değil gizemi, reel politiği değil ahlak politiği, klişeleri değil metaforu, kamerayı ve fotoğraf makinesini değil sözü ve yazıyı…
 
Filozofu değil peygamberi, yakınmayı değil tazarruyu, durağanlığın köhneliğinde debelenmeyi değil devinimin inkılabi ummanında kulaç atmayı…
 
Cennet arzusu ve cehennem korkusuyla değil, kayrası olmasaydı varlık sahasına çıkamayacağımız var edicimizin kudreti karşısındaki acizliğimizin nişanesi olarak ibadet etmeyi…
 
Müstağniliği değil had bilmeyi, müstekbirliği değil kulluğu…
 
Ötekileştirmeyi değil muarefeyi, israfı değil iktisadı, dünyayı değil ahireti, oportünizmi değil isar ve fedakarlığı…
 
Pragmatizmi ve makyavelizmi değil kıst ve adaleti…
 
Deizmin mübelliği olan Aristo’ya karşı övüncü muvahhidliği olan Bilal’in; Panteizmin üstadı olan Platon’a karşı irfan, hikmet ve züht mektebinin sadık talebesi Ebuzer’in tarafında olmayı…
 
Uzlaşmayı değil direnişi, yılgınlığı değil cihadı ve sabrı…
 
Öncelediğimiz/öncelememiz gereken muştu yüklü bir ay…
 
Vahyin son elçiyle ilk buluşma noktası bir mağaraydı… Elçi, inziva halindeyken Cebraille muhatap oldu… Vahiy, varoluşsal soru/n/larına cevap arayan insanın kalbine ilk olarak inzivadayken (sükut ve sükun halindeyken) inzal olmaya başladı…
 
Öyleyse inzivaya çekilmenin vaktidir… 
 
Vahiy ve mağara… Vahiy ve inziva…Vahiy ve sükunet… Vahiy ve sükut…
 
Ağır ağır tertil üzere okumanın emredildiği vakit… Sükutun ve sükunun makarrı olan gece vakti …
 
Meryem’in ve Zekeriya’nın, insanları aciz bırakan olayların öncesinde, sükut orucuyla mükellef tutulmaları…
 
Her şeyin son sürat aktığı bir çağa şahitlik eden bizler için çok önemli bir işaret olsa gerek…
 
Peki ya sonra…
 
Sonrası uzlaşmasız direniş… Put kırıcılık…
 
Münzevi Muhammed(s.a.v)’in mağaranın sükunetinde sükut halindeyken şahit oldukları, tarihe bir yanardağ patlaması armağan etti…
 
Bu öylesine şiddetli bir patlamaydı ki, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir biçimde, yüz yıllık bir zaman diliminde çağının bütün büyük batıl otoritelerini yerle bir ederken, aynı zamanda küresel bir meydan okuyuşun yegane mümessili oldu…
 
Mele ve mütreflerin düzenbazlıkları…
 
Zorba krallıkların/sultanlıkların iğvaları…
 
Hakikati az bir paha karşılığında ters yüz eden bilginlerin hokkabazlıkları…
 
Mustazafları muktedir yapmak isteyen ilahi elin yardımıyla tarihin çöp sepetine atıldı…
 
Ümmi elçiye (s.a.v) tabi olan medeniyetten bihaber çöl adamları, dönemin süper güçleri olan İran, Roma, Hint, İskenderiye uygarlıklarının tunçtan surlarını paramparça etti…
 
Koşulsuz teslimiyet ve uzlaşmasız direniş sayesinde…
 
Demek ki ancak koşulsuz teslimiyeti kabul edenler, uzlaşmasız direnişin fedaisi olabilirler…
 
Vesselam…
 
Ramazan ayımız mübarek olsun…
 
Kamil ERGENÇ
kamilergenc@hotmail.com 
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!