Medeniyet TV

Sosyal Ağ

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

camideyiz.biz

Yeni Anket

15 Temmuz Bir Milattır.

Kemal ÖZDEN

11-07-2017

Bu Millet için değerleri adına canından vazgeçtiği ikinci bir İstiklal Harbinin adıdır.
Birkaç gün içerisinde 15 Temmuz darbe girişiminin millet tarafından engellenmesinin yıldönümünü idrak edeceğiz. Bu nedenle devlet kademelerinde, halkın içinde ve muhalif seslerde maksimum hassasiyet gözlemlenmekte. 15 Temmuz darbe girişimini doğru okumak, darbe sürecine giden yolu iyi tahlil etmek, darbe girişimi sonrası Türkiye’de ve dış dünyada gelişen olayları iyi analiz etmek tam da bugünlerde herkesin ihtiyaç duyduğu şey olsa gerek. 
 
15 Temmuz’u, kim ne derse desin, bir milat olarak kabul etmek zorundayız. Türkiye’de devlet değer yargılarının ve siyaset yapma biçiminin değiştiği bir yönelişten bahsetmekteyiz. Yine 15 Temmuz, öncesiyle sonrasıyla bizi birçok çıkarıma, tespite ve sağlıklı değerlendirmelere götürmek zorundadır. Yapılan tüm analizlerin bizi ortaya koyacağımız düşünsel ve eylemsel birçok sorumluluğa ittiğinin de farkına varmamız gerekmektedir. 
 
15 Temmuz darbe girişiminin, 2000 sonrası Türkiye’nin özgür iradesiyle ortaya koyduğu yükseliş ve ön alma girişiminin önlenmesi olarak görülmesi, Türkiye karşıtı birbiriyle ilintili iç ve dış politik hamleleri de doğru yorumlamaya götürecektir. Aslında ortaya koyulan senaryoda herhangi bir İslam ülkesi ve halkıyla bağı kalmamış, yalnızlaştırılmış, köşeye sıkıştırılmış, hareket imkânı kalmayacak derecede zayıflatılmış bir Türkiye için hareket edilmişti. Maşanın ucunda da kendi menfaatleri için dini satışa çıkarmış ezoterik bir yapı yerleştirildi. Haysiyetini ve özgürlüğünü kaybetmiş bir millet, tüm gücünü yitirmiş bir devlet için harekete geçildiğinde ezberi bozan, sonucu hezimete götüren halk hareketiyle karşılaşıldı. Beklenmeyen bu karşı koyuşun temelinde dinin, vatanın, canın, namusun ve malın korunmasına yönelik İslami öngörüyü buluruz. 
 
Toplulukları millet haline getiren vatandır. Sait Halim Paşa’nın tanımlamasıyla vatan, inancın hâkimiyetiyle oluşturulur. 15 Temmuz’da ortaya çıkan vatanın korunması ve tahakküm operasyonunun düşürülmesi çabası her şeyden önce iman ve inançla ilintilidir. Dikkat edilirse 15 Temmuz ruhunun zemini öfke ve şiddet temelli değildir. Kan dökme ve şiddet uygulama ile hâkimiyet tesisine karşı millet, vatan savunmasını iman ve vatan arasındaki kurduğu ilişkiyle karşılık vermiştir. Bu bağ İstiklal Savaşından bu güne kadar görülmemiş bir değerdir. Siyasi tercih ve ideoloji göz ardı edilerek ortaya konulmuş bu tavrın imani ve İslami refleksle eyleme döküldüğüne dair şüphe yoktur. Çünkü bu toprakların ruhunda ve mayasında İslam vardır. Kim ne derse desin bu millet kültürünü, geleneğini, davranış biçimini, reflekslerini ve karşı koyuş yöntemlerini İslam’ın ruhundan almıştır. Geçmiş tecrübesi imanın yansımasıdır. Dine ve bağlı olarak vatan savunmasına halel getiren teşebbüslerde İslam’ın sedasına kulak verecek bir hassasiyete sahiptir. İslam coğrafyasından Türkiye’ye yapılan duaların temelinde de bu vatanın selameti vardır. Türkiye’nin Müslüman evladı, toprağını her an iman tohumuyla yeşerttiği bu vatanı canı pahasına korumaya, küfrün tasallut ve otoritesine karşı başkaldırmaya hazırdır ve gelecekte de hazır olacaktır.
 
Bu aşamada vatanın kaderini, milletin kendi kaderiyle özdeşleştirdiği beraberlikten bahsetmekteyiz. Müslüman millet, üzerinde oynanan ve sonucu kederle sonuçlanacak teşebbüsten kaderini değiştirerek din, devlet, can, mal ve namus emniyetinin sürdürülebileceği bir ortamın hazırlığına doğru yürüyüşüne devam etmektedir. Millet din ve vatan uğruna sokaklara döküldüğünde her şeyden önce bu saldırıyı bir beka sorunu olarak algılamıştır. İşte bu algı değerlendirmesi bizi yol ayrımına götürür. Halkın meydanlara inerek canı pahasına darbecileri püskürtmesi, kendinden bildiği devletin başının kendisiyle beraber olduğuna getirdiği inanç, aslında milletin İslami değerlerinin ayaklar altına alınmasının önüne geçme inisiyatifi olarak okunmalıdır. Bu değerlere ordu da dâhil kim engel olursa karşısında Müslüman milleti bulacağı dost ve düşmana gösterilmiştir. 
 
15 Temmuz darbe girişiminin millet tarafından önlenmesini, devlet olmanın şartlarını zoraki öğrenmiş ama özgür olamamış bir milletin, özgürlük için vatan savunmasının şart olduğunu haykırması olarak okumalıyız. Sahip olunan bu ruh ile darbe girişimi başarısızlığa uğratılmıştır. Devletin millete sığındığı o gece, aslında milletin ve vatanın ne demek olduğu, hangi dezenformasyon sonucu Müslümanların gündeminden uzaklaştığı da daha berrak hale gelmiştir.
 
İslam’ın fert, toplum, vatan ve devlet öngörüleri, entelektüel düzeyden sosyal olaylara uygulanabilir hale gelebileceği Türkiyeli Müslümanlar tarafından geç de olsa idrak edilmiştir. İşte bu ruh ile millet, vatan savunmasında ön almıştır. Vatan ve millet kavramlarını değerlendirirken basit bir çıkar ilişkisinden öte imanın da hesaba katıldığı bir anlayışla olaylara bakılması gerekir. Bu bakış açısı bize, her şeye rağmen İslami bilinç ve kaygının dayandığı sınırları yeniden hatırlatır.
 
Darbeye karşı duruşun Müslüman millet tarafından gerçekleştirildiğini söylememiz bizi, darbe yanlısı ve darbe girişimine karşı yoz muhalefete sürüklenen gruplara gözümüzü çevirmemizi gerektirir. En marjinalinden barışçı görüntüyü verenlere kadar Türk ve Kürt kamplaşması içinde debelenen tüm sol gruplar… Millet ve devlet kelimelerinin karşılığını kendi tarihine kara leke olarak kaydeden CHP ve CHP zihniyetine sahip ülkedeki tüm Kemalistler… Vesayetçi sistemin elinde oyuncak olmaktan sıkılmayan, modernlik adına batıcı gözüken aydın kılıklı Gezici mafya organizasyonları… Derin devlet olarak temayüz etmiş tüm karanlık çeteler… Kriz tefecileri… Bugünlerde adaleti inancı haricinde her yerde arayacak ölçüde alçalan maskeli Müslümanlar… 15 Temmuz’da kendini saklayarak 16 Temmuz’da kahramanlık taslayan asalak tipler… 15 Temmuz ruhuna uzak-yakın mesafe bırakan tüm kesimler toplum değerlendirmelerini ve dine bakış açılarını yeniden gözden geçirmeliler. Ne yazık ki geçen bir sene içinde bu muhasebeyi yapamayanlar soluğu batı tezgâhlarında almışlar, ancak batı düşüncesinin ve ABD-AB tahakkümünün de Müslüman millet tarafından ters köşeye yatırıldığını öğrenmişlerdir. Müslümanları ve dindarlığı ötekileştiren bu tayfaların iç sorgulamaları olacaksa referans kaynaklarının kendilerini hangi açmazlara götürdüklerinden başlayabilirler.
 
15 Temmuz gerçeği ile dost düşman herkesin din, vatan ve millet kavramlarını kendi benliğinde örtüştürdüğünü, milletin dine bakışını, milletin vatan başta olmak üzere değer yargılarına karşı ortaya koyacağı eylemlerin başka bir iç çekişme ve politik taraftarlığa benzemediğini okuma vakti gelmiştir. Kim olduğuna konjünktüre göre karar veren, zamanla kim olduğu başkası tarafından dikte edilen, darbe öncüsü, darbeye zemin hazırlayan en üstünden en altına kadar FETÖ ve bağlısı tüm fertlerini de burada zikretmemek elde değil. Kan dökmekten ve masum insanları öldürmekten çekinmeyen bu yapı hakkında çok şeyler yazıldı. Lideriyle kurduğu mistik ilişkiyi mesiyanik bir bağa çeviren, zihnini ve gönlünü tapınma çerçevesinde bir üstüne bağlayan bu yapının Müslümanlık ile ne derece bağının kaldığı herkesin malumudur. FETÖ yapılanmasının Türkiye’ye bıraktığı en kuvvetli mesaj şu olmuştur: Siyaset arenasında ve devletin yönetiminde sistemi kabul eden veya muhalif duran kim olursa olsun, küresel istikbar düzeni içerisinde emperyalizmin tezgahtarlığını yapmayı kabul eden tüm grup ve çalışma biçimleri Türkiye’de meşruluğunu kaybedecektir. Müslüman millete ve vatana hizmet etmek, asli dayanakları İslami ve yerli olan oluşumlarla devam edecektir.
 
Her şeye rağmen bu ülkenin insanı tüm dikkat, rikkat ve enerjisiyle İslami faaliyetlerin arkasında durmaktadır. Türkiye’deki İslami Hareket de, olması gereken mecrasında yoluna devam etmektedir. Belirli bir güçte olan her yapılanmanın dikkat çektiği ve kalabalıklaştığı Türkiye’nin şartlarında Müslümanlar güç zehirlenmesini, başkasının yörüngesi etrafında hareket etmeyi, yerlilikten uzaklaşarak dış destek pragmatizmine düşme tehlikesini yeniden değerlendirmek zorundadırlar. Müslümanların ortaya koydukları çabaların her zaman temiz, pürüzsüz ve meşru olması için çalışma imkânlarını Allah’ın ortaya koyduğu sınırlar içinde belirlemeleri gerekmektedir. Rahmani çalışmalarla şeytani çalışmalar arasındaki en büyük fark budur.
 
15 Temmuz ile beraber Türkiyeli Müslümanların sorumluluğu bir kat daha artmıştır. Türkiye’de ortaya konan, ülkeyi ve dünyayı ilgilendiren konulara karşı alınan harcı alem pozisyonların artık Müslümanca sorumluluk için yeterli olmadığını görmemiz gerekmektedir. Türkiye üzerine oynanan oyunlar karşısında güçlü ve sabitkadem tavırlarla Müslümanlar izzet günlerini yaşayabilirler. Bize düşen her türlü maddi ve manevi kişilik aşınmalarını minimum seviyeye çekmektir. Direniş ve tavır alışın sistematik ve örgütlü birlikteliklere çevrilmesi gerekmektedir. Sonuç alıcı hamlelerle Yeni Türkiye’nin vizyonuna katkıda bulunmak gerekmektedir. Devlet aklının toplumu yönlendirmesinde millete rücu etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Bu anlamda devletin, millet ile bütünleşmesini sağlamak için kendi kurum ve kuruluşlarını milletin tercümanı olan sivil toplum kuruluşlarıyla buluşturması elzem gözükmektedir. Bu sayede değer yargıları, kültürü ve normalarıyla farklı olan her topluluk kendi yerini belirlemede ve görevini tanımlamada zorluk çekmeyecektir. 
 
Türkiye, 15 Temmuz’da farklılıkları arkaya atarak ortak bir ruhun peşinde koşmayı öğrendi. Bu anlamda hepimizi aynı istikamette tutan bu ruhun devam ettirilmesini de sorumluluk çerçevesinde görmemiz gerekmektedir. Bu ruh, azığı takva olan, mükâfatı Cennet olan peygamberlerin ve onları takip eden öncülerin yoludur.
 
Türkiye yıllardır halka rağmen geliştirilen mekanizmalarla idare edildi. Toplum devlet uyumunun en az derecede olduğu yıllardan sonra Türkiye’nin kendi ayaklarının üzerinde durabileceği ve ümmete hizmet etmek için sorumluluğunu yerine getiren bir aktör olmayı başardığı dönemde gerçekleşti darbe girişimi. Milletin kendi sesinin devlette yankı bulması, darbeye Müslüman milletin hesapsız karşı koyması bize siyasal temsiliyetin kimde olması gerektiğine ışık tutmaktadır. Sosyal ilişkilerin ulusal sınırlar içinde tutulamadığı bu çağda millet, darbeye hesapsız bir şekilde karşı koyarak dünya politikasını da etkilemeyi başarmıştır. Hesaplar bozulmuş, iğrenç tezgâh açığa çıkmıştır. Darbe sonrası yönetime gelen kukla idarecilere ve emperyal senaryolara karşı meydan okumadır darbe karşıtlığı. Arap baharı sonrası yaşanan gelişmeler, 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılması, hatta son günlerde yaşanan Katar krizinin izdüşümleri bizi, İslam âleminin kendi idaresinin başka güçlerin esaretine girmeden de gerçekleşebileceğinin işaretlerini vermektedir.
 
“Hep doğmak, yeniden doğmak, tekrar be tekrar doğmak.” Türkiye bizim kaderimizdir. Türkiye’nin kaderini paylaşan Müslüman millet, işte burada. Geleceğe doğru yürüyüşümüzü devam ettiriyoruz. Aklını, gönlünü ve enerjisini 15 Temmuz gecesindeki samimiyetle diri tutanlar bu yürüyüşün hakiki tanıkları olacaklardır. Bizler millet ve vatan sevdalıları olarak bu ülkenin umudu olduğumuzu yeniden hatırlatıyoruz. Müslüman milletin bu yolda verdiği şehitlerle ve ortaya koyduğu şahitliklerle sedası hiç kısılmayacak ve nesilden nesile tarih yazmaya devam edecek.
 
Yüreklerini kuşanıp meydanı düşmana bırakmayanlar olduğu müddetçe umudumuz ve sevdamız bitmeyecektir. Son söz yüce Mevlamızdan niyazımız olsun: 
Kahraman bekleyen yığınlarını,
Kahramansız bırakma Allah'ım!
Bilelim hasma karşı koymasını,
Bizi cansız bırakma Allah'ım!
Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
Ya çobansız bırakma Allah'ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allahım!
 
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Erol BALCI
    31-07-2017

    Değerli ÖZDEN, Yazınızı ilgi ile okudum. Türkiyeli Müslümanların bu ülkenin değerlerine,devletine,sokaklarına sahip çıkması muhakkak çok çnemlidir. Bu manada Müslümanların umumun kanaatinde yıkıcı değil yapıcı,kavgacı-savaşçı değil barışçı ve hatta dünyayı huzura kavuşturacak anlayışın sahibi oldukları hakikati oluşturmuştur. Ülkemizi kan ve kaos ortamına sürükleyip akabinde bu kargaşadan istikbal vehmedenlerin de maskelerinin düşmesi Ümmet için hayr kabul edilmelidir. Bu necip ümmet artık vatanına ve birlik beraberliğine kast edecek hainlere fırsat vermez. Müslüman milletimiz 15 Temmuz gecesi devletin sahibi olduğunu kabul ve beyan etmiştir. Selam ve dua ile.